Porto’nun 10 puan farkı, Benfica’nın omzuna yük oldu
Mourinho’nun Benfica’sı: Bir haftada iki kupa gitti, elde “zor” bir lig kaldı 7 Ocak’ta lig kupası gitti. 14 Ocak’ta Portekiz kupası da gitti. Bir haftada iki kupadan elenmek, herhangi bir teknik adam için sarsıntıdır; Mourinho içinse daha ağırdır. Çünkü Mourinho, yıllarca “kupa alır” diye yazıldı. Bu adamı diğerlerinden ayıran şey; oyunu çirkinleştirip kupayı güzelleştirebilmesiydi. Şimdi Benfica’da, o eski numaranın tutmadığını izliyoruz. Ve geriye ne kaldı? Lig şampiyonluğu. Kağıt üzerinde “tek hedef”. Sahada ise “tek çıkış”. Ama o çıkışın kapısı da dar: Porto’nun 10 puan gerisindesin. Sezonun bu noktasında 10 puan, sadece matematik değildir. 10 puan, her hafta bir önceki haftanın ağırlığını da omzuna yükler. Mourinho’nun takımları eskiden bu baskıyı fırsata çevirirdi. Şimdi baskı, Benfica’yı küçültüyor. Kupalar giderken sadece skor gitmez Kupadan elenmek bazen bir maçtır; bazen bir cümle. Mourinho’nun Benfica’sında bu iki maç, iki ayrı cümle yazdı. İlki “takım oyun çeviremiyor” dedi. İkincisi “büyük maçta kırılgan” dedi. Mourinho kariyeri boyunca en çok büyük maçları sevdi. Büyük maçlar onun sahnesiydi. Rakibi kilitlemek, oyunu daraltmak, sabrı sinire çevirmek, sonra tek hamleyle vurmak… Mourinho futbolu buydu. Benfica’da ise büyük maçlar, Mourinho’nun sahnesi olmaktan çıkıp rakibin aynası gibi: Benfica’nın ne kadar geride kaldığını gösteriyor. Fenerbahçe sonras hikâyenin tonu değişti Mourinho’nun hikâyesi zaten son yıllarda hep bir “yeniden dönüş” vaadiyle yazılıyor. Bir sonraki durakta “eski Mourinho gelecek” deniyor. Bir sonraki kupada “işte şimdi” deniyor. Sonra yine aynı tablo: kısa bir parıltı, ardından sert bir düşüş. Fenerbahçe sonrası Benfica, kâğıt üzerinde “büyük dönüş” için doğru adresti. Büyük kulüp, büyük beklenti, büyük taraftar. Mourinho’nun sevdiği atmosfer. Ama atmosfer tek başına yetmiyor. Şimdi Benfica’da zaman ikna olmuyor Mourinho’nun takımlarını yıllarca “sinir bozucu ama dayanıklı” diye tanımladık. Benfica’da dayanıklılık yok. Sinir var, gerginlik var, kırılma var; ama o meşhur Mourinho direnci görünmüyor. Nereden nereye: Zirveye çıkış, sonra yavaş yavaş iniş Mourinho’yu bugün konuşuyor olmamızın sebebi, onun sıradan bir hoca olmaması. Mourinho, futbolun hikâye fabrikasının en güçlü karakterlerinden biriydi. Porto’da Avrupa’yı titreten o “ben bilirim” hali, Chelsea’de kupayla birleşti. Inter’de, en zor seviyede “kazanma takıntısını” taça çevirdi. Real Madrid’de, rakip ne kadar güçlü olursa olsun “korkmam” dedi. Mourinho’nun zirvesi, sadece kupalar değil; bir tavırdı. Sahaya çıkınca oyun bir anda “Mourinho oyunu”na dönüşürdü. Rakip ne oynarsa oynasın, Mourinho maçı kendi diline çevirirdi. Son cümle: Mourinho’nun kendini nasıl gördüğü Aklıma eskiden okuduğum bir haber geliyor. Takımın sahibi, “Hocam transfer yapalım, birkaç iyi adam alalım” diye öneride bulununca Mourinho’nun sinirlenip şu cevabı verdiği anlatılır: “Senin en pahalı ve en önemli transferin benim.” Bu cümle, bir yandan onun özgüvenini, diğer yandan da bugünkü tartışmanın özünü özetliyor. Mourinho, hâlâ kendisini ‘sonuç garantisi’ olarak görüyor. Benfica ise artık bu garantiyi sahada göremiyor.