Sosyal medyada Crans-Montana’daki yangının ilk anlarına ait görüntülere baktığımda, beni en çok sarsan şey ateşin kendisi olmadı. Ateş elbette korkunçtu. Asıl ürkütücü olan, ateşin önünde duran insanların bazıları pencerelerden yükselen çığlıkları kaydediyordu.
Bu davranışı tek kelimeyle açıklamak kolay: duyarsızlık. Ama bana kalırsa mesele bundan daha derin. Çünkü o telefon hareketi, çoğu zaman kötülük niyetiyle değil, otomatik bir çağ refleksiyle geliyor. Yani bir seçim gibi görünse de, alışkanlıkların rayına oturmuş bir itki: Gör, kaydet, paylaş, görünür ol.
Yangın anında telefonun ekrana dönüşmesi, aslında gerçekliğin uzaktan izlenen bir şeye çevrilmesi demek. Alevler orada içerideki insanlar gerçek. Ama ekran açıldığında sahne bir anda içerik oluyor. Ekranın arkasına geçince, sanki olayla arama güvenli bir mesafe koymuş oluyorum. Bu mesafe, vicdanın sesini de kısıyor.
Bir de kalabalık psikolojisi var. Bir kişi kayda başlayınca, diğerleri de başlıyor. Çünkü sosyal medya bize şunu öğretti: Bir şeyi yapmanın doğru olup olmadığını, çoğu zaman onu kaç kişinin yaptığına bakarak ölç. Bu, felaket anında bile çalışıyor. Yardıma koşmak risk, kayıt almak kolay geliyor. Üstelik kayıt almak, kişiye kendince bir mazeret de sağlıyor: Ben de katkı sunuyorum; dünyaya duyuruyorum. Böylece telefon, bir tür ucuz ahlaki kalkan oluyor. Pasifliği tanıklık etiketiyle süsleyip vicdanı rahatlatıyor.
Burada daha rahatsız edici bir nokta var: Viral olma arzusu. Dijital dünyada ödül sistemi çok basit işliyor. Dikkat kazanırsın, görünür olursun, onaylanırsın. Bazen bir beğeni’nin, bir insanın yardım çığlığından daha hızlı karşılık verdiğini bile hissediyoruz.
Peki neden yardım edilmiyor? Bir nedeni korku. İnsanlar gerçekten panikleyebilir; ne yapacağını bilemeyebilir; yanlış bir şey yaparsam sorumlu olur muyum endişesi taşıyabilir. Bir nedeni hazırlıksızlık. Ama bunlar, görüntü almanın birincil refleks haline gelmesini mazur göstermiyor. Çünkü felaket anında insanın gerçek ölçüsü, ekranın değil, eylemin tarafında durabilmesidir.
Bu yüzden, yalnızca gençleri suçlayıp geçmek de kolaycılık olur. Bu refleksi biz büyüttük. Masalarda telefonları görünür tuttuk; sohbetin ortasında ekrana bakmayı normalleştirdik; her anı belgelemenin yaşam olduğunu sandık; paylaşılmadıysa yaşanmadı fikrini sessizce kabul ettik.