sondakika
Üye Ol Ara
icon_weather İstanbul 12°C
icon_weather Ankara 5°C
icon_weather İzmir 0°C
icon_weather Bursa 0°C
icon_weather Antalya 0°C
icon_weather Adana 0°C
icon_weather Konya 0°C
icon_weather Sanliurfa 0°C
icon_weather Gaziantep 0°C
icon_weather Kocaeli 0°C
icon_weather Mersin 0°C
icon_weather Diyarbakir 0°C
icon_weather Hatay 0°C
icon_weather Manisa 0°C
icon_weather Kayseri 0°C
Üye Ol Ara
icon_weather Berlin 29°C
icon_weather Istanbul 33°C
icon_weather London 25°C
icon_weather New York 28°C
×



Kirlet, öde, devam et düzeni


Kirlet, öde, devam et düzeni
Politika / Giresun’daki maden cezası, aynı ihlalin üçüncü kez yaşanmasıyla “kirlet, öde, devam et” düzenini yeniden gündeme taşıdı.

Giresun’da bir dere yatağında değişen suyun rengi, parçalanan doğa ve kıraçlaşan bitki örtüsü, Türkiye’de çevre ihlallerine karşı işleyen sistemi bir kez daha gözler önüne serdi. Çatalağaç Deresi’nde yaşanan kirlilik, yalnızca bir maden işletmesinin ihlali olarak görülemez. Bu tablo, doğanın zarar gördüğü, cezanın kesildiği, faaliyetin bir bölümünün durdurulduğu ama aynı ihlalin yeniden yaşanabildiği bir düzeni anlatıyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ekiplerinin incelemesinde, Giresun’un Doğankent ilçesi Çatalağaç köyünde faaliyet gösteren Alagöz Madencilik’e ait işletmeden dereye atık su deşarj edildiği belirlendi. İşletmeye, aynı ihlalin üçüncü kez tekrarlanması nedeniyle 3 kat artırımlı 2 milyon 517 bin TL idari para cezası uygulandı. Kirliliğe neden olduğu belirtilen yeraltı galerisinde faaliyet durduruldu.

Ancak kamuoyunda asıl tartışma, cezanın kesilmiş olması değil, aynı işletmenin aynı ihlali üçüncü kez yapabilmiş olmasıdır. Çünkü üçüncü kez tekrarlanan bir çevre ihlali, artık yalnızca denetim meselesi değildir. Bu durum, yaptırımın caydırıcılığı, ruhsat denetimi, işletmenin faaliyet hakkı ve kamu otoritesinin doğayı koruma kararlılığı açısından daha büyük bir soruna işaret eder.

Üçüncü ihlal sistemin alarmıdır

Bir çevre ihlali ilk kez yaşandığında, hata, ihmal ya da denetim eksikliği konuşulabilir. Aynı ihlal ikinci kez yaşandığında, uygulanan yaptırımın etkisi sorgulanır. Üçüncü kez aynı tablo ortaya çıkıyorsa, artık ortada münferit bir olay değil, işleyen bir düzen vardır.

Giresun’daki maden dosyasında görülen tablo tam da budur. Dere kirleniyor, ceza kesiliyor, faaliyet kısmen durduruluyor. Fakat aynı ihlal tekrar edebiliyorsa, para cezası doğayı koruyan bir yaptırım olmaktan çıkıp işletme için hesaplanabilir bir maliyete dönüşüyor.

Bu yüzden “kirlet, öde, devam et” düzeni, çevre hukukunun en zayıf halkasını oluşturuyor. Doğaya verilen zararın karşılığı yalnızca para cezası olduğunda, güçlü sermaye yapısına sahip işletmeler için risk yönetilebilir hale geliyor. Oysa kirlenen suyun, bozulan toprağın ve zarar gören ekosistemin bedeli hiçbir idari para cezasıyla tam olarak karşılanamaz.

Ceza kesildi ama doğa geri gelmedi

Giresun’da uygulanan 2 milyon 517 bin TL’lik ceza, kağıt üzerinde ağırlaştırılmış bir idari yaptırım olarak görünebilir. Ancak çevre ihlallerinde asıl ölçü, cezanın miktarı değil, ihlalin tekrar edip etmediğidir. Aynı ihlal üçüncü kez yaşanmışsa, önceki cezaların caydırıcı olmadığı açıktır.

Bir dereye karışan atık su yalnızca suyun rengini değiştirmez. Yeraltı sularını, tarım alanlarını, hayvanları, bitki örtüsünü ve bölgede yaşayan insanların yaşam hakkını etkiler. Dere yatağında oluşan kirlilik, yalnızca bugünün sorunu değildir. Yıllarca sürebilecek ekolojik sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle doğa tahribatını yalnızca para cezası ile sınırlı görmek büyük bir yanılgıdır. Ceza tutanağı kapanabilir, dosya işlemden kalkabilir, faaliyet belli koşullarla yeniden başlayabilir. Ancak kirlenen suyun, zarar gören toprağın ve bozulan ekosistemin onarımı çok daha uzun ve ağır bir süreçtir.

Faaliyeti durdurmak yetmez, tekrarın önü kesilmelidir

Bakanlık tarafından kirliliğe neden olan yeraltı galerisinde faaliyet durduruldu. Bu karar, ihlalin tespiti açısından önemlidir. Ancak aynı işletmede aynı ihlalin üçüncü kez yaşanması, yalnızca kısmi durdurma kararının yeterli olup olmadığını da tartışmaya açar.

Çevreyi üçüncü kez kirleten bir işletme için yaptırım, yalnızca para cezası ve geçici faaliyet durdurma ile sınırlı kalmamalıdır. Ruhsat süreçleri, üretim izinleri, denetim sıklığı, çevre güvence bedelleri ve işletmenin çalışma hakkı yeniden değerlendirilmelidir.

Çünkü tekrar eden çevre ihlali, basit bir eksiklik değildir. Bu, doğaya karşı alınmış riskin bilinçli biçimde sürdürüldüğünü gösterir. Eğer bir işletme, ceza almasına rağmen aynı ihlali yeniden yapabiliyorsa, orada cezanın değil, sistemin etkisizliği konuşulmalıdır.

Siyasi güç tartışmayı büyüttü

Olayın kamuoyunda daha geniş yankı bulmasının nedenlerinden biri, çevre kirliliğine neden olduğu belirtilen işletmenin AK Parti Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait olmasıdır. Alagöz Madencilik’e bağlı maden ocağında aynı çevre ihlalinin üçüncü kez yaşanması, yalnızca çevre denetimlerinin değil, siyasi nüfuz ve kamu gücü karşısında yaptırımların ne kadar etkili olduğu sorusunu da gündeme getirdi.

Devletin görevi, şirket sahibinin kimliğine, siyasi konumuna ya da ekonomik gücüne bakmadan doğayı, yurttaşı ve kamu yararını korumaktır. Ancak aynı işletmenin aynı çevre ihlalini üçüncü kez gerçekleştirmesi, kamuoyunda haklı bir soru doğuruyor: Bir şirketin sahibi AK Parti milletvekili olmasaydı, aynı ihlaller karşısında süreç yine bu kadar sınırlı yaptırımla mı ilerlerdi?

Bu soru, yalnızca Cantürk Alagöz ya da Alagöz Madencilik ile sınırlı değildir. Türkiye’de çevre tahribatı yaratan işletmelere karşı uygulanan yaptırımların herkese eşit, etkili ve kalıcı biçimde uygulanıp uygulanmadığını sorgulatır.

Doğanın bedeli şirket bilançosuna yazılamaz

Maden işletmeleri için çevre cezaları çoğu zaman üretim maliyeti içinde değerlendirilebilecek rakamlara dönüşebiliyor. Ancak doğanın kaybı bilanço mantığıyla ölçülemez. Bir derenin kirlenmesi, bir ormanın yok olması, bir köyün suyundan endişe eder hale gelmesi, yalnızca ekonomik karşılığı olan zararlar değildir.

Doğa zarar gördüğünde bedeli yalnızca bugünün insanı ödemez. Gelecek kuşaklar da bu zararın sonucuyla yaşar. Kirlenen su çocuklara kalır. Bozulan toprak üretimi etkiler. Yok edilen bitki örtüsü iklimi, canlı yaşamını ve bölgenin ekolojik dengesini değiştirir.

Bu nedenle çevre ihlallerinde esas yaklaşım, “zarar vereni cezalandırmak” kadar “zararın tekrarını imkansız hale getirmek” olmalıdır. Aksi halde her ceza, yeni bir ihlalin öncesindeki formaliteye dönüşür.

VGN diyor ki: Kirletenin çalışma hakkı da tartışılmalıdır

VGN diyor ki, doğayı üçüncü kez kirleten bir işletmeye yalnızca para cezası kesmek yeterli değildir. Aynı ihlali arka arkaya tekrarlayan bir maden ocağının çalışma hakkı da ciddi biçimde tartışmaya açılmalıdır.

Kanunların verdiği cezalar, çevreyi kirleten şirketler için caydırıcı değilse, o cezaların rakamları da yaptırım biçimi de yeniden ele alınmalıdır. Üç kez aynı ihlali yapan bir işletmenin faaliyetini sürdürme yeteneği, kamu yararı açısından sorgulanmalıdır.

Çünkü burada mağdur yalnızca dere değildir. Köylüdür, çiftçidir, çocuklardır, sudur, topraktır, ormandır, gelecektir. Doğanın mağdur olduğu yerde, aslında bütün toplum mağdurdur.

“Kirlet, öde, devam et” düzeni Türkiye’nin doğasını korumaz. Bu anlayış, doğayı para cezasıyla pazarlık konusu haline getirir. Oysa vatan denilen şey yalnızca sınır çizgilerinden ibaret değildir. Vatan, suyuyla, toprağıyla, ormanıyla, deresiyle ve o doğada yaşayan insanıyla vatandır.

Giresun’daki fotoğraf bu yüzden yalnızca bir maden sahasının fotoğrafı değildir. Bu fotoğraf, Türkiye’de çevreye verilen zararın nasıl sıradanlaştırıldığını, cezanın nasıl maliyete dönüştüğünü ve doğanın nasıl savunmasız bırakıldığını gösteren ağır bir fotoğraftır.

Bugün sorulması gereken soru açıktır: Bir dere üçüncü kez kirletildikten sonra kesilen ceza mı başarıdır, yoksa o derenin üçüncü kez kirletilmesine izin veren düzen mi asıl meseledir?

Diğer yazılar