İmamoğlu: Adaleti örseliyorsunuz
İstanbul Üniversitesi’nin “usulsüz yatay geçiş” gerekçesiyle iptal ettiği diploma üzerinden açılan davada ilk ve tek duruşma, mahkemenin talebiyle Silivri’de Marmara Cezaevi yerleşkesindeki salonda görüldü. İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde yapılan duruşmada davacı Ekrem İmamoğlu ile davalı İstanbul Üniversitesi tarafı beyanlarını sundu. Yargılama usulü gereği karar duruşma salonunda açıklanmadı; mahkemenin gerekçeli kararı 15 gün içinde taraflara tebliğ etmesi bekleniyor.
Duruşmayı CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yanı sıra parti yöneticileri ve milletvekillerinin de takip ettiği, Silivri’de gün boyu dikkatlerin duruşma salonuna çevrildiği aktarıldı. Dava, yalnızca diplomanın hukuki statüsü değil, sürecin yürütülme biçimi ve zamanlaması üzerinden de geniş bir tartışmayı beraberinde getirdi.
Duruşma öncesinde mahkeme heyetinde değişiklik yapıldığına ilişkin bilgiler kamuoyuna yansıdı. Bu durum, yargılamanın seyri ve takvimle ilgili tartışmaları büyüten başlıklardan biri oldu. Duruşmanın İstanbul 5. İdare Mahkemesi yerine cezaevi yerleşkesindeki salona alınması da aynı çerçevede konuşuldu; mahkemenin, duruşma ortamının sağlanması ve düzenin korunması açısından bu yönde karar verdiği belirtildi.
Mahkemede konuşan Ekrem İmamoğlu, süreci yalnızca kişisel bir diploma uyuşmazlığı olarak görmediğini vurguladı. Yargılamanın, ülkede “hukuk devleti” tartışmasının merkezine yerleştiğini savunan İmamoğlu, “Bugün burada sadece bir davanın duruşması yapılmıyor; bir ülkenin hukuk devleti olma iddiası sınanıyor” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, dosyada üniversitenin kendi hazırladığı bilgi notuna işaret ederek, yatay geçiş dönemindeki koşulların bugünden farklı olduğunu ve işlemin tekil bir uygulama gibi ele alınamayacağını söyledi. “Üniversitenin kendi belgesi yeterli değilse, ne yeterli olacak?” sözleriyle idarenin önceki belgeleriyle çeliştiğini ileri sürdü. Ayrıca diplomanın uzun yıllar geçerli sayıldığını, kamu kurumlarında kabul gördüğünü ve iptal kararının zamanlamasının sorgulanması gerektiğini dile getirdi.
İstanbul Üniversitesi adına savunma yapan avukat ise yatay geçiş sürecinde usule aykırılık bulunduğunu ileri sürdü. Savunmada, dönemin idari işlemlerinin gereken denetim ve inceleme süzgecinden geçmediği, süre ve usul kurallarına uyulmadığı iddia edildi. Üniversite vekili, “idari yetkilerin bilerek yanlış kullanıldığı” tezini öne çıkarırken, “Buradaki açığı yakalayan kişilerin iyi niyeti kötüye kullandığını düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Üniversite tarafı, idarenin hukuka aykırı işlemleri geri almakla yükümlü olduğu görüşünü vurgulayarak, tartışmanın “iyi niyet” çerçevesinde ele alınmasının davanın sonucunu değiştirmeyeceğini savundu. Savunmanın omurgası, yatay geçişe ilişkin rapor ve tespitlerde “usulsüzlük” bulunduğu iddiası üzerine kuruldu.
Duruşmada son söz alan İmamoğlu, kendisiyle ilgili “somut, belgeli tek bir cümle” kurulmadığını belirterek savunmanın varsayımlar üzerinden ilerlediğini söyledi. “Benimle ilgili somut, belgeli, tek bir cümle yok; icat edilen iddialar var” ifadeleriyle üniversite tarafının yaklaşımını eleştirdi. İmamoğlu, sürecin “kötü niyetli” yürütüldüğünü öne sürerek, yargılamanın adalet duygusunu zedelediğini dile getirdi.
Duruşma sırasında mahkeme başkanının usule ilişkin bir uyarısı üzerine kısa bir diyalog yaşandığı, İmamoğlu’nun salondaki izleyicilere dönük konuşması nedeniyle “bize konuşun” uyarısı aldığı da aktarıldı. Bu bölüm, duruşmanın atmosferine ilişkin en dikkat çeken anlardan biri olarak değerlendirildi.
İdari yargılamada mahkemenin kararını duruşmada yüzlere karşı açıklaması yerine, değerlendirmesini tamamladıktan sonra gerekçeli kararını yazıp tebliğe çıkarması esas alınıyor. Bu dosyada da mahkeme heyetinin beyanlar ve dosya kapsamındaki belgeler üzerinden değerlendirmesini tamamlayarak 15 gün içinde kararını gerekçeli şekilde taraflara bildirmesi bekleniyor.