Soru sorulan iktidar, güçlü iktidardır
Bugün ABD’de Senato’da yapılan canlı oturumda Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Venezuela başlığı üzerinden soruları yanıtlaması, “hesap verebilirlik” kavramının en çıplak ve en etkili hâlini gösterdi. Konu ağırdı, sorular zordu, atmosfer sertti. Ama tam da bu yüzden kıymetliydi: milyonların gözü önünde, doğrudan soru ve doğrudan cevap. Bu tür oturumların en kritik tarafı, “ne söylendiği” kadar “nasıl söylendiği”dir. Çünkü canlı yayında kaçış alanı dardır. Cümleler yuvarlanamaz, sorular sürekli ertelenemez, bir anlık bir ifade bile kayda geçer. Destekleyenler “kolay” sorular sorabilir, muhalifler “zor” sorularla sıkıştırabilir. Yine de ortaya çıkan manzara, tek bir tarafın propagandası değildir; kurumların, yetkinin ve kararların kamu önünde sınanmasıdır. Demokratik sistemlerde çoğu zaman gözden kaçan gerçek şudur: hesap verebilirlik, sadece yönetenin erdemi değildir; toplumun alışkanlığıdır. Yani soru sormak, “saygısızlık” ya da “düşmanlık” değil, yönetimin doğal bir parçasıdır. Aynı şekilde cevap vermek de bir “lütuf” değil, görev tanımıdır. Bugün gördüğümüz tablo, siyasetin konfor alanını daraltan bir tabloydu. İktidarın gücünü, kameraların önünde, anlık reflekslerle ve kayıt altına alınarak test eden bir sahne. Bu yüzden etkileyici. Türkiye’de yıllardır özlediğimiz şey tam da bu Sizin hissettiğiniz duygu çok tanıdık: “Bizde neden böyle olmuyor?” sorusu. Türkiye’de siyaset uzun zamandır daha çok “konuşma” üzerine kurulu. Basın açıklamaları çoğu kez tek yönlü akar; soru-cevap ya çok sınırlı kalır ya da formel bir ritüele dönüşür. Meclis denetiminin, komisyonların, canlı yayın kültürünün toplum nezdindeki ağırlığı da dönem dönem zayıflar. Oysa kamuoyunun önünde, somut dosyalar üzerinden, “yetki” ve “hesap” konuşmak; üstelik bunu kaçmadan, süslemeye sığınmadan yapmak… Bu, yalnızca siyasetçinin değil, kurumların ve kültürün gücüdür. Ve evet, hatırlamakta zorlandığımız şey de bu: iki güçlü aktörün ya da iki farklı siyasi çizginin, belirli bir konu başlığında “kanıt”, “yasal dayanak”, “denetim” gibi sert kavramlarla tartışabildiği sahneler. Canlı yayınlanan sert bir sorgulama oturumu, dışarıdan bakınca “gerilim” gibi görünebilir. Ama özgürlük çoğu zaman rahatsız edici bir görüntüdür. Çünkü iktidar en çok “soru sorulmadığında” genişler. Soru sorulabildiğinde ise sistem, kendini düzeltme imkânı bulur. Türkiye’de gerçekten özlediğimiz şey, belki de tek cümleyle şu: soru sormayı düşmanlık saymamak, cevap vermeyi de iyilik saymamak. Soru sormak hak, cevap vermek görev. Demokrasi dediğimiz şey, bazen tam olarak böyle görünür: gergin, sert, hatta yorucu; ama kayıtlı ve denetlenebilir.