Yastık altındaki altın 600 milyar dolar seviyesinde
Küresel altın fiyatlarının son dönemde hızlanması, Türkiye’de hanehalkı ve şirketlerin elindeki altının toplam değerini belirgin biçimde artırdı. Mevcut hesaplamalar, Türkiye’deki toplam altın stokunun 760 milyar dolar civarına çıktığını, bunun da 2025 nominal GSYH’nin yaklaşık yüzde 48,5’ine denk geldiğini gösteriyor.
Toplam stokun en büyük bölümünü bankacılık sistemi dışında tutulan yastık altı altın oluşturuyor. Yastık altındaki altın miktarı 600 milyar dolar seviyesinde hesaplanıyor. Bankacılık sisteminde altın cinsi mevduat ve fonların büyüklüğü 80 milyar doların üzerinde bulunurken, Merkez Bankası rezervlerindeki altının değeri de 80 milyar dolar bandını aşıyor.
Altın fiyatlarının son bir yıldaki güçlü artışı, altın varlığı bulunan kesimlerde servet etkisini büyüttü. Hesaplamalara göre altın kaynaklı servet artışı 300 milyar doların üzerine çıktı. Bu artışın, harcama kanalından iç talebi desteklediği; özellikle otomobil ve konut gibi büyük harcamalarda talebin beklenenden daha dirençli kalmasına yol açtığı değerlendiriliyor.
Altın fiyatlarındaki yükselişin hızlandığı dönemlerde servet etkisi daha belirgin hale geldi. Sadece ocak ayında dolar bazında altın fiyatlarındaki artışın yaklaşık yüzde 25’e ulaşmasıyla, bir ayda altın kaynaklı servet etkisinin 80 milyar dolar düzeyine çıktığı hesaplanıyor.
Yüksek faiz ortamında tüketim eğiliminin zayıflaması beklenirken, altın birikiminden gelen değer artışı bazı haneler için ek harcama alanı yarattı. Altın birikiminin daha yüksek olduğu bölgelerde konut fiyatlarının daha hızlı yükseldiğine ilişkin değerlendirmeler, servet etkisinin gayrimenkul piyasasına yansımalarını öne çıkarıyor. Kuyumculuk sektöründe de son dönemde altın bozdurarak araç ya da ilk konut alımına yönelenlerin arttığı ifade ediliyor.
Altın kaynaklı servet etkisinin, para politikasının doğrudan kontrol alanı dışında kalan bir kanaldan iç talebi desteklediği belirtiliyor. Bu durumun, enflasyonla mücadelede hedeflenen ölçüde talep yavaşlamasını zorlaştırdığı ve dezenflasyon sürecini daha karmaşık hale getirdiği değerlendiriliyor. Merkez Bankası cephesinde ise iç talepteki direnç ve fiyatlama davranışları yakından izlenirken, faiz indirim hızının daha temkinli bir patikaya çekildiği görülüyor.