7-Eleven’ın mimarı Suzuki hayatını kaybetti
Japonya’da 7-Eleven markasını büyüterek ülkenin günlük yaşamında önemli bir yere taşıyan Toshifumi Suzuki, 93 yaşında hayatını kaybetti. Suzuki’nin ölüm nedeni kalp yetmezliği olarak açıklandı.
Seven & i bünyesinde onursal danışman olarak görev yapan Suzuki, Japonya’da modern market ve hazır tüketim kültürünün gelişmesinde belirleyici rol oynayan isimlerden biri olarak biliniyordu. Uzun yıllar boyunca 7-Eleven Japan’a liderlik eden Suzuki, tek mağazadan başlayan süreci binlerce şubeye yayılan geniş bir perakende ağına dönüştürdü.
Nagano prefektörlüğünde doğan Suzuki, iş hayatına yayıncılık ve satış alanında başladı. Daha sonra Japon perakende zinciri Ito-Yokado’nun kurucusu Masatoshi Ito tarafından şirkete kazandırıldı. Suzuki, 1971’de şirketin yönetim kademesine yükseldi.
Kısa süre sonra ABD merkezli Southland Corporation tarafından işletilen 7-Eleven zincirini fark eden Suzuki, bu modeli Japonya’ya taşıma fikrini geliştirdi. O dönemde Japonya’da küçük aile işletmeleri ve mahalle dükkânları güçlü bir yapıya sahipti. Bu nedenle Amerikan tarzı market modelinin Japon tüketiciye uyup uymayacağı konusunda kuşkular vardı.
Suzuki bu kuşkulara rağmen 1973’te Southland ile iş birliği yaptı. Japonya’daki ilk 7-Eleven mağazası 1974’te Tokyo’nun Toyosu semtinde açıldı. Hamburger gibi Amerikan ürünlerinin de satıldığı mağaza kısa sürede ilgi gördü. Zincir, iki yıl içinde 100 mağazaya ulaştı.
Suzuki’nin en önemli hamlelerinden biri, 7-Eleven’ı yalnızca ürün satılan bir mağaza olmaktan çıkarıp günlük hayatı kolaylaştıran bir hizmet noktasına dönüştürmesiydi. 1975’te Fukushima prefektörlüğündeki bir mağazada 24 saat açık çalışma modeli başlatıldı. Bu uygulama daha sonra Japonya’daki konbini sektörünün temel standardı haline geldi.
Suzuki yönetiminde 7-Eleven, ürün bazlı stok takibi için büyük ölçekli satış noktası sistemlerini kullanan ilk perakende yapılarından biri oldu. Bu sistem, hangi ürünün ne zaman, hangi mağazada ve hangi müşteri grubuna daha fazla satıldığını izlemeyi mümkün kıldı. Böylece stok yönetimi, günlük talebe göre daha hızlı ve verimli biçimde düzenlendi.
7-Eleven mağazaları, Suzuki döneminde pirinç topları, bento kutuları, sandviçler ve sıcak içecekler gibi hazır tüketim ürünleriyle Japonya’da günlük hayatın parçası haline geldi. Evde hazırlanması geleneksel olan bazı yiyecekler, mağazalarda pratik şekilde sunularak yeni bir tüketim alışkanlığı oluşturdu.
Zincir zamanla fatura ödeme, kargo gönderimi, bankacılık işlemleri ve taze kahve gibi hizmetlerle kapsamını genişletti. Özellikle mağaza içinde sunulan bankacılık ve ödeme hizmetleri, 7-Eleven’ı yalnızca alışveriş yapılan bir yer olmaktan çıkarıp günlük ihtiyaçların karşılandığı çok işlevli bir merkeze dönüştürdü.
Suzuki’nin liderliğinde 7-Eleven Japan, yalnızca Japonya’da değil, küresel pazarda da güç kazandı. Japon operatör, zaman içinde markanın ABD’deki ana yapısı Southland Corporation’daki payını artırdı. 2005’e gelindiğinde 7-Eleven tamamen Japon sermayeli bir yapının kontrolüne geçti.
2015 itibarıyla 7-Eleven ağı dünya genelinde 55 bini aşan mağazaya ulaştı. Bu büyüme, Suzuki’nin perakende yönetimi, ürün planlaması, lojistik ve mağaza içi hizmetlerde kurduğu sistemin etkisini gösterdi. Sektör içinde Suzuki için “perakendenin tanrısı” tanımlaması da kullanıldı.
Suzuki, 2016’da şirket yönetiminde yaşanan görüş ayrılıklarının ardından görevinden ayrıldı. O dönem 7-Eleven Japan Başkanı Ryuichi Isaka’nın performansını yeterli bulmadığı gerekçesiyle görevden alınmasını istedi. Ancak yönetim kurulu bu öneriyi kabul etmedi.
Kurulun kararının ardından Suzuki, şirket yönetiminin güvenini artık taşımadığını belirterek istifa etti. Buna rağmen Seven & i içinde onursal danışman olarak yer almaya devam etti. Aynı dönemde oğlu Yasuhiro Suzuki de Seven & i’de yöneticilik yaptı.
Suzuki’nin ayrılığından sonra Seven & i, büyüme ve kârlılık açısından daha zorlu bir döneme girdi. Grup, market ve süpermarket işlerinin ötesinde kırtasiye, bebek ürünleri ve farklı perakende alanlarına açıldı. Ancak bu yan işlerin bir bölümü beklenen performansı göstermedi.
2024’te Kanada merkezli Alimentation Couche-Tard’ın Seven & i için yaptığı büyük ölçekli satın alma teklifi, şirketteki dönüşüm baskısını artırdı. Teklif reddedildi, ancak süreç Seven & i’nin büyüme stratejisi, yönetim yapısı ve 7-Eleven’ın geleceği üzerine tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Daha sonra Couche-Tard teklifini geri çekti. Seven & i ise bağımsız büyüme stratejisini sürdürme kararı aldı. Şirket yönetimi, Japonya’daki mağazacılık birikimini ve 7-Eleven modelini özellikle Kuzey Amerika gibi pazarlarda daha güçlü kullanmayı hedefleyen planlara yöneldi.
Seven & i’de Stephen Dacus’un üst yönetime gelmesiyle birlikte şirket, yeniden büyüme ve sadeleşme hedeflerini öne çıkardı. Dacus, 7-Eleven’ın Japonya’da geliştirdiği hazır yemek, mağaza içi hizmet ve müşteri odaklı işletme anlayışını küresel ölçekte güçlendirmeyi hedefleyen bir yaklaşım benimsedi.
Suzuki’nin ölümü, yalnızca bir iş insanının kaybı olarak değil, Japon perakendesinde bir dönemin kapanışı olarak değerlendiriliyor. Onun kurduğu model, Japonya’da “konbini” olarak bilinen market kültürünü günlük yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biri haline getirdi.
Toshifumi Suzuki’nin mirası, küçük bir mağaza fikrini veri odaklı, hızlı, çok işlevli ve sürekli erişilebilir bir perakende sistemine dönüştürmesinde yatıyor. 7-Eleven, onun döneminde yalnızca ürün satan bir zincir olmaktan çıktı; yemek, ödeme, kargo, bankacılık ve günlük ihtiyaçların karşılandığı bir yaşam altyapısına dönüştü.
Suzuki’nin “değişime uyum sağlama” yaklaşımı, 7-Eleven’ın Japonya’da büyümesinin temel ilkelerinden biri oldu. Bu anlayış, mağaza ürünlerinden çalışma saatlerine, stok yönetiminden müşteri hizmetlerine kadar şirketin birçok alanında etkisini gösterdi.
Japonya’da milyonlarca insanın günlük rutininde yer edinen 7-Eleven modeli, Suzuki’nin yenilikçi perakende anlayışının kalıcı sonucu olarak görülüyor. Ölümüyle birlikte Japon perakende tarihinde önemli bir sayfa kapanırken, kurduğu sistemin etkisi dünya genelindeki 7-Eleven mağazalarında sürmeye devam ediyor.