Kahve diyabet riskini azaltabilir
Fazla kilolar ve Tip 2 diyabet, dünyada en yaygın sağlık sorunları arasında yer alırken, kahve tüketimiyle ilgili yeni bilimsel bulgular dikkat çekti. İsveç’teki Karolinska Enstitüsü, İngiltere’deki Bristol Üniversitesi ve Imperial College London araştırmacılarının ortak çalışması, kandaki kafein düzeyinin metabolizma, vücut yağı ve diyabet riskiyle ilişkili olabileceğini ortaya koydu.
BMJ Medicine’da yayımlanan araştırmada, yaklaşık 10 bin kişiye ait genetik veriler incelendi. Bilim insanları, kafeinin vücutta nasıl parçalandığını etkileyen genetik farklılıklardan yola çıkarak daha yüksek plazma kafein düzeylerinin vücut kitle indeksi ve toplam vücut yağıyla bağlantısını değerlendirdi.
Araştırmada, kafein metabolizmasıyla ilişkili CYP1A2 ve AHR genleri çevresindeki genetik varyantlar dikkate alındı. Bu genetik özelliklere sahip bazı kişiler kafeini daha yavaş parçalıyor ve daha az kahve içmelerine rağmen kanlarında daha uzun süre yüksek kafein düzeyi taşıyabiliyor.
Bilim insanları, bu veriler üzerinden kafein düzeyi, kilo, vücut yağı ve Tip 2 diyabet riski arasındaki muhtemel nedensel bağı değerlendirdi. Sonuçlar, genetik olarak daha yüksek kafein düzeyi öngörülen kişilerde daha düşük vücut kitle indeksi ve daha düşük vücut yağı görüldüğünü ortaya koydu.
Araştırmaya göre yüksek kafein düzeyi, Tip 2 diyabet riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilendirildi. Bu etkinin önemli bir bölümünün, vücut kitle indeksindeki düşüşten kaynaklandığı hesaplandı. Çalışmada, diyabet riskindeki azalmanın yaklaşık yüzde 43’ünün kilo kaybı üzerinden açıklanabileceği belirtildi.
Uzmanlar, kafeinin metabolizmayı hızlandırabildiğini, ısı üretimini artırabildiğini ve yağ yakımını destekleyebildiğini değerlendiriyor. Bu etkilerin, obezite ve Tip 2 diyabet riskinin azaltılmasında rol oynayabileceği ifade ediliyor.
Araştırmacılar, bulguların özellikle kalorisiz kafeinli içecekler açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kahvenin sağlanabilecek olası yararı, şeker, şurup, krema ve yüksek kalorili karışımlarla hazırlanan içeceklerde büyük ölçüde ortadan kalkabiliyor.
Bu nedenle uzmanlar, kahvenin diyabet riskini azaltma potansiyelinden söz edilirken şekersiz ve kalorisiz tüketim biçiminin esas alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Şekerli ve aromalı kahvelerin fazla tüketimi, alınan kalori miktarını artırarak kilo kontrolünü zorlaştırabiliyor.
Araştırmada kalp ve damar hastalıkları açısından güçlü bir bağlantı saptanmadı. Genetik olarak öngörülen yüksek kafein düzeyleri ile koroner arter hastalığı, inme, kalp yetmezliği ve atriyal fibrilasyon arasında güçlü bir ilişki bulunmadı.
Buna rağmen uzmanlar, kafein tüketiminde ölçülü olunması gerektiğini vurguluyor. Aşırı kafein alımı bazı kişilerde çarpıntı, uykusuzluk, huzursuzluk ve anksiyete gibi etkilere yol açabiliyor. Bu nedenle kahve tüketiminin kişisel sağlık durumu, uyku düzeni, kalp ritmi ve doktor önerileri dikkate alınarak planlanması gerekiyor.
Araştırmacılar, çalışmanın önemli bulgular sunduğunu ancak sonuçların doğrudan tedavi önerisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Çalışma, genetik verilere dayalı bir analiz niteliği taşıyor ve katılımcıların büyük bölümünün Avrupa kökenli olması bulguların tüm toplumlara genellenmesini sınırlayabiliyor.
Bilim insanları, kalorisiz kafeinli içeceklerin obezite ve Tip 2 diyabet riskini azaltmada gerçek bir rol oynayıp oynamadığının anlaşılması için randomize kontrollü klinik araştırmalara ihtiyaç olduğunu ifade ediyor. Mevcut bulgular, kahvenin metabolik sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin bilimsel tartışmayı güçlendirirken, şekerli kahve tüketiminin bu olası faydayı gölgeleyebileceğini gösteriyor.