Mustafa Keleş’in savunması İmamoğlu’nu ağlattı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davanın 34. gününde, İBB Spor Kulübü Başkanı ve CHP Beylikdüzü Belediye Meclis Üyesi Fatih Keleş’in tutuklu oğlu Mustafa Keleş savunma yaptı. 414 sanıklı dosyada 77 kişinin tutuklu yargılandığı duruşma, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görüldü.
Duruşmada önce Cebeci Maden Sahası’na yönelik suçlamalar kapsamında tutuklu yargılanan Yağmur Cansu Yeşilyurt’un avukatı Metin Çetinbaş’ın yarım kalan savunması tamamlandı. Çetinbaş, maden faaliyetleriyle ilgili süreçte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ve İBB’nin rolüne dikkat çekti. Savunmada, projenin kamu kurumlarının bilgisi ve işlemleriyle yürütüldüğü, bu nedenle yalnızca bazı sanıklara yöneltilen suçlamaların hukuki dayanaktan yoksun olduğu savunuldu.
Avukat Çetinbaş, Cebeci Maden Bölgesi’ne ilişkin şirket yapılanmalarının mevzuata uygun olduğunu, bölgedeki süreçte kamu kurumlarının denetim ve onay mekanizmalarının bulunduğunu belirtti. Savunmada, kaçak döküm iddiası üzerinden tutuklama yapılmasının kabul edilemez olduğu ifade edildi. Çetinbaş’ın ardından söz alan avukat Duygu Çetinbaş Söner de müvekkili hakkında sanık ya da tanık beyanı bulunmadığını vurguladı.
Aranın ardından kürsüye gelen Mustafa Keleş, savunmasında 20 Haziran 2025’te tutuklandığını ve 11 aydır cezaevinde bulunduğunu söyledi. Hakkındaki suçlamaları iddianameden okuduğunu belirten Keleş, rüşvet alma suçuna ilişkin somut bir isnat göremediğini savundu. “Ben 11 aydır olmayan, hayali bir rüşvet alma eylemi sebebiyle tutukluyum” diyen Keleş, tutukluluğunun hangi somut eyleme dayandırıldığını anlamadığını ifade etti.
Keleş, Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketlerinden Kuzey İstanbul Gayrimenkul’de satın alma personeli olarak çalıştığını, ancak savcılık sorgusunda kendisine iddianamede yer alan suçlamalara ilişkin tek tek soru sorulmadığını anlattı. Savunmasında, dosyada kendisiyle ilgili bir etkin pişmanlık beyanı, tanık anlatımı ya da somut delil bulunmadığını söyledi. Keleş, buna rağmen çok sayıda suçtan cezalandırılmasının istendiğini belirterek iddianamenin kendisini “torba eylem” içinde değerlendirdiğini savundu.
Mustafa Keleş’in savunmasının en dikkat çeken bölümü, babası Fatih Keleş ile ilişkisinin iddianamede örgütsel bağ gibi gösterildiğine ilişkin sözleri oldu. Keleş, savcılığın babasını kendi örgüt yöneticisi gibi konumlandırdığını, ancak aralarında baba oğul ilişkisinden başka hiçbir bağ bulunmadığını söyledi.
Keleş, “Babam bana hangi emir ve talimatı vermiş? Ben hangi emir ve talimatı yerine getirmişim? Ben kime emir ve talimat vermişim?” sorularıyla iddialara yanıt verdi. Baba oğul olmanın örgüt ilişkisi için yeterli görülmesi halinde bunun hukuken kabul edilemeyeceğini belirten Keleş, bu yaklaşımın aile bağını suçlama konusu hâline getirdiğini savundu.
Mustafa Keleş, babası Fatih Keleş’in 13 aydır, amcası Zafer Keleş’in 12 aydır tutuklu olduğunu, kuzeni Murat Keleş’in ise 11 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiğini anlattı. Keleş, ailesinin farklı fertlerinin aynı dosyaya dahil edilmesinin kendisinde, sürecin babası üzerinden aileye yayıldığı düşüncesini oluşturduğunu dile getirdi.
Mustafa Keleş, Cebeci Maden Sahası’ndaki faaliyetlerle ilgisi olmadığını söyledi. Maden bölgesinde yürütülen döküm, saha yönetimi, maden çıkarma ya da idari işlemler konusunda herhangi bir görev üstlenmediğini belirtti. Keleş, bu sahalarda bir kişiye emir vermediğini, herhangi bir karar almadığını ve bu süreçlerde imza yetkisinin bulunmadığını savundu.
Savunmasında HTS kayıtlarına da dikkat çeken Keleş, bu kayıtların Cebeci Maden Bölgesi’nde çalışmadığını göstereceğini söyledi. Dosyada çok sayıda kişinin ifade verdiğini belirten Keleş, buna rağmen adının sahalarla ilgili bir beyanda dahi geçmemesinin iddiaları çürüten bir durum olduğunu ifade etti.
Keleş, muhasebe programlarına erişiminin olmadığını, hayatında fatura kesmediğini ve bunun nasıl yapıldığını bilmediğini söyledi. Şirketlerde fatura işlemlerinin muhasebe birimlerince yürütüldüğünü belirten Keleş, hesaplara, mali kayıtlara, finansal verilere ya da gelir gider kalemlerine erişim yetkisi bulunmadığını savundu.
Mustafa Keleş, iddianamede kendisinin “örgüt yöneticisini denetleyen örgüt üyesi” gibi gösterildiğini söyledi. Bu ifadeyi mantık hatası olarak nitelendiren Keleş, örgüt iddiasında hiyerarşinin yukarıdan aşağı kurulduğunu, buna karşın iddianamede kendisine yukarıdaki isimleri denetleme rolü verildiğini savundu.
Keleş, babası Fatih Keleş’in Kuzey İstanbul Gayrimenkul şirketinde yönetim kurulu üyesi olduğunu hatırlatarak, kayıt ve faaliyetleri inceleme yetkisi olan bir kişinin kendisine neden ihtiyaç duyacağının açıklanmadığını söyledi. Yaşı, görevi ve şirketteki pozisyonu dikkate alındığında Murat Gülibrahimoğlu gibi bir iş insanını ve şirketini denetlemesinin mümkün olmadığını belirtti.
Mustafa Keleş’in savunmasında ailesine ilişkin sözleri duruşma salonunda duygusal anlara neden oldu. Keleş, annesinin ve kız kardeşinin duruşmalara geldiğini, ancak artık annesinin gözlerindeki acıya bakamadığını anlattı. Bu bölüm, sosyal medyada da en çok paylaşılan savunma kesitleri arasında yer aldı.
Keleş, annesinin daha önce yakınlarını kaybettiğinde bile böyle bir acı yaşamadığını söyledi. Duruşma salonuna girerken annesine birkaç saniye el sallayıp aşağı indiğini, göz göze gelmekten kaçındığını anlattı. Ailesinin yaşadığı sürecin takdirini mahkemenin vicdanına bıraktığını ifade etti.
Mustafa Keleş, 11 aydır kapasitesinin üzerinde dolu olduğunu söylediği bir koğuşta kaldığını anlattı. Savunmasına göre 21 kişilik kapasiteye sahip olması gereken koğuşta 60 kişi bulunuyor. Keleş, yerde vardiyalı şekilde yatıldığını, küçük bir masada 10 kişinin yemek yediğini söyledi.
Keleş, kaldığı koğuşta ağır suçlardan yargılanan ya da hüküm giyen kişilerin tahliye olduğunu, kendisinin ise hâlâ tutuklu kaldığını belirtti. Koğuşta verem salgını nedeniyle karantina yaşandığını da ifade eden Keleş, tutukluluğunun devamına anlam veremediğini söyledi.
Savunmasında cezaevinde televizyon ve gazeteler üzerinden babası hakkında yapılan yayınları izlemek zorunda kaldığını da anlatan Keleş, bu yayınlar nedeniyle koğuştaki kişilerle tartışmak zorunda bırakıldığını söyledi. Hakkındaki suçlamalar kadar ailesine yönelen iddiaların da kendisini yıprattığını ifade etti.
Mustafa Keleş’in avukatı Nergis İnce, savunmasında müvekkili lehine olan beyanların ifade tutanağına geçirilmediğini söyledi. İnce, savcılık yorumunu destekleyen tek bir beyan bulunmadığını belirterek iddianameyi “varsayımname” olarak nitelendirdi.
Avukat İnce, Mustafa Keleş’e ait olduğu ileri sürülen bazı irtibat kayıtlarının başka bir Mustafa Keleş’e, yani müteahhit Mustafa Keleş’e ait olduğunu savundu. İnce, bu karışıklıklarla mücadele ederken isyan ettiğini belirtti. Kaçak döküm iddiası yönünden de kamu kurumlarının bu sürecin altında imzası ve onayı bulunduğunu savundu.
İnce, kaçak döküm iddiası doğru kabul edilecekse kamu kurumlarının ve valiliğin de bu sürecin parçası olarak değerlendirilmesi gerekeceğini söyledi. Savunmasının sonunda Mustafa Keleş’in tutukluluk hâlinin sonlandırılmasını ve tahliye edilmesini talep etti. İnce, kararın ya Keleş’in yalnızca Fatih Keleş’in oğlu olduğu için tutuklu kalması ya da delil durumuna göre tahliye edilmesi arasında verileceğini söyledi.
Mustafa Keleş’in bir diğer avukatı Sadık Ömer Cennetoğlu da savunmasında müvekkilinin davada “rehine” konumuna getirildiğini savundu. Cennetoğlu, savcılık ifadesinde Mustafa Keleş’e önce babası hakkında sorular sorulduğunu, daha sonra babası olduğu için bu sorulara yanıt vermek zorunda olmadığının hatırlatıldığını aktardı.
Cennetoğlu, iddianamenin bazı bölümlerinde Mustafa Keleş’in Murat Gülibrahimoğlu ile hareket ettiği, bazı bölümlerinde ise babası Fatih Keleş üzerinden konumlandırıldığı görüşünü dile getirdi. Savunmada, iddia makamının hangi hiyerarşi içinde nasıl bir örgütsel ilişki kurulduğunu açıklaması gerektiği belirtildi. Avukat Cennetoğlu da müvekkilinin tahliyesini talep etti.
Avukat savunmalarının ardından Ekrem İmamoğlu, Mustafa Keleş’e soru sormak üzere söz aldı. İmamoğlu’nun bu sırada sesi titredi ve gözyaşlarını tutamadı. İmamoğlu, Keleş’e çocukluğundan bu yana bayramlarda karşılaşıp sarılmak dışında bir sohbetleri olup olmadığını sordu. Mustafa Keleş bu soruya “Hayır” yanıtını verdi.
İmamoğlu, iddianamede Mustafa Keleş’in kendi adına bir firmayı denetlediği yönünde ifade bulunduğunu söyleyerek buna tepki gösterdi. “Allah hiçbir babaya, anneye böyle bir evlat işkencesi yaşatmasın” diyen İmamoğlu, Mustafa Keleş’ten devlet, millet ve Türk yargısı adına özür diledi. Bu sözler sırasında salonda bulunanların da duygulandığı aktarıldı.
Mustafa Keleş’in savunması, duruşma salonunda olduğu gibi sosyal medyada da geniş yankı buldu. Özellikle “annemin gözünün içindeki acıya bakmaya dayanamıyorum” sözleri, cezaevi koşullarına ilişkin anlatımı ve baba oğul ilişkisinin suçlama konusu yapılmasına yönelik itirazları öne çıktı. Kamuya açık paylaşımlarda, savunmanın duygusal bölümleri ve İmamoğlu’nun gözyaşları kısa sürede çok sayıda hesap tarafından paylaşıldı.
Duruşmanın ardından İmamoğlu, salondan ayrılırken iddianameye yönelik eleştirilerini sürdürdü. İmamoğlu, dosyayı “iftiraname, gıybetname, terfiname” sözleriyle eleştirdi ve haftaya daha güçlü olacaklarını söyledi. Duruşmanın gün sonunda 11 Mayıs’a ertelendiği aktarıldı.