sondakika
Üye Ol Ara
icon_weather İstanbul 12°C
icon_weather Ankara 5°C
icon_weather İzmir 0°C
icon_weather Bursa 0°C
icon_weather Antalya 0°C
icon_weather Adana 0°C
icon_weather Konya 0°C
icon_weather Sanliurfa 0°C
icon_weather Gaziantep 0°C
icon_weather Kocaeli 0°C
icon_weather Mersin 0°C
icon_weather Diyarbakir 0°C
icon_weather Hatay 0°C
icon_weather Manisa 0°C
icon_weather Kayseri 0°C
Üye Ol Ara
icon_weather Berlin 29°C
icon_weather Istanbul 33°C
icon_weather London 25°C
icon_weather New York 28°C
×



Bir kalem sustu, sözleri kaldı


Bir kalem sustu, sözleri kaldı
Güncel / Adalet arayan bir yürek

Uğur Mumcu, aradan geçen yıllara rağmen yazılarıyla ve adalet çağrısıyla yaşamaya devam ediyor; sevenleri onu sevgiyle, saygıyla anıyor.

Dün aracının altına yerleştirilen bombayla kalleşçe öldürülen Uğur Mumcu’nun 32. ölüm yıldönümüydü. Gün boyu bütün sosyal medya platformlarında ona dair paylaşımlar yapıldı. Kimi bir cümlesini paylaştı, kimi upuzun bir yazısını. Şiirlerini de paylaşan vardı, ona yazılan şiirleri şarkıları da. Neden bu kadar sevildi, bu kadar saygı duyuldu, niye unutulmadı? Bu ölümsüzlüğün bir nedeni olmalıydı. “Hiç bir çağrı olmadan bu insanları aynı sevgide buluşturan neydi” diye düşünürken sorunun içinde buldum yanıtı. “Sevgi” Evet. Bunca insanı bir noktada buluşturan şey sevgiydi. Örneğin insana duyulan sevgi Örneğin çocuğa duyulan sevgi Kadına, işçiye, köylüye, eğitimlilere, cahillere… En önemlisi; vatana duyulan sevgi. Uğur Mumcu’nun her yazısının, her konuşmasının, her çalışmasının temelinde bu topraklara, bu topraklarda yaşayan tüm canlılara duyduğu sevgi vardı. Kalemini hep bu ülkeyi korumak için, bu ülkenin insanlar daha güzel günler görsün diye kullandı. Onun için kalemini hiç “kullandırmadı.” Her dizesinde “Unutma bizi” diye haykırdığı “Sesleniş” şiirinde bir çırpıda özetlemişti hepsini. İşte o sevgi bağı aradan geçen 32 yıla rağmen, ölümünden sonra onu tanıyan genç nesillerle daha da güçlenmişti. Bir de yüreği sevgi dolu tüm iyi kalpli insanlar gibi o da iyi bir ebeveyndi. O hain suikasttan önce sadece o ve yazıları vardı. Özel yaşamını kimse bilmiyordu. Çocukları sonraları anlattı. “Çok çalışırdı ama bizi ihmal etmezdi. Komikti. İlgiliydi” dediler, daha da çok sevdik. Bir kez daha anladık. Başta 1975 yılındaki “Sesleniş”i olmak üzere yazdıklarının her kelimesi gerçek, her kelimesi samimiydi. SESLENİŞ Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken, bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.   Vurulduk ey halkım unutma bizi!..   Yoksulluğun bükemediği bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık, kışlık katlarımız, arabamız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.   Öldürüldük ey halkım unutma bizi!..   Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terkedildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı, bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.   Hücrelere atıldık ey halkım unutma bizi!..   Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde, öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezartaşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.   Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi!..   Kanserdik. Ölüm her gün bir sinsi yılan gibi, dolaşıyordu derilerimize. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında, bırakıp gittik bu dünyayı ecelsiz.   Öldürüldük ey halkım, unutma bizi!..    Giresun’daki yoksul köylüler. Sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler sizin için öldük.   Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım unutma bizi!..   Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle, başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz-sualsiz vurdular.   Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi!..   Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk: Komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında, emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı, daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi.   Bir kez anlamak istemediler bizi...   Vurulduk ey halkım, unutma bizi!..   Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline, değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki, korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik, boynumuzu uzattık yağlı kementlere.   Asıldık ey halkım, unutma bizi!..   Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı, bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.   Korkmadan öldük ey halkım unutma bizi!..   Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi.   Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi... Uğur Mumcu 25 Ağustos 1975

Diğer yazılar

NURHAN FIRATLI

NURHAN FIRATLI kimdir?

İstanbul doğumlu, Ankara Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu mezunu, İstanbul Üniversitesi AUZEF Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi Bölümü 2. Sınıf Öğrencisi. Cumhuriyet, Milliyet, Sabah, Habertürk gazeteleri ile Flash TV ve ATV’de politika muhabiri, politika editörü, programcı olarak çalıştı.
2005’te yürürlüğe giren Türk Ceza Hukuku Reformu’nun hazırlığı sırasında “Basın“ çalışma komisyonunda ve 2013’te Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nce kurulan, gazetecilik “Mesleki yeterlilik” standartlarının oluşturulması komisyonunda görev yaptı. Sürekli sarı basın kartı sahibi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Muğla Gazeteciler Cemiyeti üyesi.