Biz ilk darbeyi, 31 yıl önce bir Kurban Bayramı’nda aldık
31 yıl öncesine kadar biz böyle değildik.
Osmanlı’nın son dönemlerinde devletin kurumlarıyla konuşlandığı ve kelime anlamı “Yüce Kapı” olan tarihi bir semte, Babıali’ye yepyeni bir anlam kazandırmış, devlet ve hükümet çağrışımlarına son verip küllerinden “Gazetecilik”i yaratmış bir meslek grubuyduk. Babıali denilince akla gazeteler, gazeteciler, matbaalar gelirdi. Adımız, adresimiz “Babıali” idi. Sirkeci’den Cağaloğlu’na çıkan yokuş mesleğin zorluklarının simgesi olmuştu.
Babıali’de herkes kendi işine bakar, doğru haber peşinde koşardı. Gazete sahiplerinin prestiji; gazetesindeki haberlerin niteliğiyle, doğruluğuyla şekillenirdi.
Bir de “Bayram” gazetemiz vardı. Gazeteci cemiyetleri tarafından dini bayramlarda yayınlanır, Babıali’deki bütün gazetecilerin ortak emeğiyle yayına hazırlanırdı. Muhabirlerden yazarları, düzeltmenlerden dizgicilere, sayfa sekreterlerinden idari kadrolara, karikatüristlerden grafikerlere kadar farklı fikirlerin, birikimlerin ortak buluşma noktası, mesleki dayanışmanın simgesiydi.
Basın Yasası ile de koruma altına alınan, “Bayram Gazetesi”nin reklam gelirinin bir kısmı cemiyetlere kalır, bir kısmı da gazeteye katkıda bulunan gazeteciler arasında paylaştırılırdı. Bu dayanışma sayesinde gazeteciler de bayramları aileleriyle birlikte geçirir, sevdikleriyle birlikte kutlardı.
Dayanışma darbe aldı
Sonra 90’lı yıllar geldi. Reklam pastası büyüdü, patronlar gözünü “Bayram Gazetesi”nin gelirine dikti. 1992 Kurban Bayramı’nda bazı gazetelerin bayramda da yayımlanma kararı almasıyla başlayan süreç, Babıali’nin dayanışma odaklı, Basın Yasası’nın koruması altında olan “Bayram Gazetesi”ne ilk darbeyi vurdu. Yasal süreçler, mahkemeler derken “Bayram Gazetesi” 10 Mayıs 1995’te Kurban Bayramı’nın birinci gününde son kez yayımlandı, 80 yıllık gelenek sona erdi.
Babıali için sonun başlangıcıydı bu.
Sonra masum indirim kuponlarıyla sürüp giden promosyon savaşları şiddetlendi. Ansiklopedilerle başlayan, televizyonlar, buzdolapları ile devam eden promosyonlar ortalığı kasıp kavururken, devreye plazalar girdi, Babıali terk edildi.
Babıali ile birlikte ülkenin kalkınmasına omuz vermiş, halkın güvenini kazanmış habercilik de ikinci plana atıldı, patronlar reklam, promosyon, dolayısıyla tiraj-para savaşlarında vites büyüttü. Bu arada aynı patronların özel televizyonları da birer birer yayın hayatına başladı. Kavga şiddetlenmiş, gazetelerin manşetlerine, televizyonların haber bültenlerine taşınmıştı. Manşetlerde medya patronlarına ithafen kullanılan, “Rum Çocuğu”, “Alkolik İhtiyar”, “Medya Cücesi”, “Şantajcı” gibi ifadeleri, yaşı yetip de o günlere tanık olanlar hiç unutmadı.
İşte o günlerde döşenen o taşlar bugünün heyelanı olup haber rekabetine, doğru, dürüst, cesur haberciliğin üzerine yağdı. Şimdilerde Türk basınındaki “lakap”lı atışmaların temelini oluşturdu.
Bedeli ağır oldu ama umut bitmedi
Türk basını 10 Mayıs 1995 yılının bir bayram günü sona eren dayanışmanın bedelini çok ağır ödedi, hala da ödüyor. Tüm meslek grupları birbirlerini öve öve zirveye taşırken basındaki çoğu gazeteci, kurum birbirini karalıyor, düşene değil tekme atmak, hep birlikte üstüne çullanılıyor. Manipülasyon, abartı baş tacı ediliyor, gazeteciliğin “G”’sinden haberi olmayanlar el üstünde tutuluyor.
Ama yine de “umut” hala var. Çünkü her şeye rağmen o günden bu yana mesleğini layıkıyla yapan, tüm bu rant savaşlarının arasında kendini doğru, dürüst, gerçek haberciliğe adayan, çoğu kimsenin adını bile bilmediği, haberinin başında ter döken gerçek gazeteciler var.
Onlar kendilerini bilirler.
Hepsine selam olsun.
Bu arada…
Ben Bayram Gazetesi son yayınını yaptığında birkaç yıllık gazeteciydim. O gazete için sadece iki bayramda haber yapmıştım. Sonra televizyonculuğa; önce Flash Tv’ye, oradan da kuruluş aşamasındaki ATV’ye geçmiştim.
Zaman zaman düşünürüm. O dönem “Bayram Gazetesi”ne emek veren gazeteciler, “Patronların kavgası” demeyip, gazeteyi yaşatmak için bir ve beraber olsalar, patronlara kafa tutsalar, gazetenin basılması için her yolu deneseler bir şey değişir miydi?
Bugün baktığımda “Değişirdi” diyorum. Çünkü yıllar içinde tanık olduğum mücadele süreçleri bana bunu gösterdi. Bir ve beraber olanlar her şeyi başardı. O zaman gazeteciler birlik olsa belki Türk basın tarihi değişirdi. Belki o utanç verici atışmalar hiç yaşanmaz, basını güçten düşürmez, habercilik çok daha güçlü, çok daha etkili olabilirdi. Hatta belki o birlik beraberliğin devamında eski adı Babıali, yeni adıyla medyada “sendika” bile yeşerir, gazetecilerin iş yaşamı güvence altında olurdu.
Yani biz 10 Mayıs 1995’te, o bayram gününde sadece Bayram Gazetesi’ni değil bayramlarımızı, dayanışmamızı, birlik beraberliğimizi, geçmişimizi, geleceğimizi de kaybettik.