Fransa ‘hukuki şizofreni’ye son verdi, tarihe geçti
Afganistan’daki cinsel kölelik yasası, Epstein dosyaları, ülkemizde bitmek tükenmek bilmeyen kadın taciz tecavüzleri, katliamlarıyla boğulurken dünya kadınları için küçücük bir nefes aldıran haber, Fransa’dan geldi.
Orta Çağ hukukunda evliliği “cinsel birleşme” ile tamamlanan kutsal bir bağ olarak gören ve Napolyon döneminde seküler bir forma bürünüp "birlikte yaşam" yükümlülüğü olarak Medeni Kanun'a sızan dini doktrin, hükmünü kaybetti. Fransa Ulusal Meclisi’nin 26 Ocak 2026 tarihli oturumunda oybirliğiyle kabul edilen 2175 sayılı kanun; hukukçuların medeni hukukta, “hukuki şizofreni” olarak tanımladığı “ruh”u tümden değiştirdi.
Fransız ceza hukukunda suç olarak tanımlanan "eşler arası tecavüz”ü, medeni hukukta "yükümlülük" olarak tanımlayan ve kökleri 1804 tarihli Napolyon Kanunu’na kadar uzanan kanundaki değişiklik yalnızca hukuki bir düzenleme değil, temel insan hakları açısından da bir devrim olarak niteleniyor. Devrimin kilometre taşlarını döşeyen ise ülkede büyük yankı uyandıran ve "rıza" kavramının evlilik içinde dahi şart olduğuna vurgu yapan, AİHM’in Ocak 2025 tarihli Gisèle Pelicot Davası kararı.
‘Anlık ve özgür irade’ vurgusu Kanunla, Fransa Medeni Kanunu’nun "Eşlerin Hak ve Ödevleri" başlıklı bölümünde yargıçların “yatak birliği” olarak yorumladığı “birlikte yaşam” ifadesinin yer aldığı 215. Madde değiştirildi. Birlikte yaşam ilkesinin, cinsel ilişki yükümlülüğü anlamına gelmediği netleştirildi. 242. Madde ise cinsel ilişkinin yokluğunun veya reddinin artık "kusurlu boşanma" gerekçesi olamayacağını hükme bağladı. Fransa’da artık çiftler cinsel rızanın, evlilik bağıyla ömür boyu ipotek altına alınmadığını ve her cinsel eylemin “anlık ve özgür bir irade”ye dayanması gerektiğini bilerek evlenecek.
Türkiye’de de medeni kanun cinsel ilişki kurma yükümlülüğünü açıkça ifade etmiyor ama cinsel birliktelik, “evliliğin doğal gereği” ve “eşlerin birbirlerine karşı asli eylemlerinden biri” vurgusuyla mahkeme kararlarına etki ediyor. Ancak artık hiçbir ülkenin göz ardı edemeyeceği bir sürece girildi. Evliliği "iki özgür bireyin rızaya dayalı ortaklığı" seviyesine yükselten ve insan hakları tarihinde bir milat olan Fransa’nın reformu ve AİHM’in Pelicot Kararı’nın sadece Avrupa’da değil, tüm dünyada yankı bulacağı kesin. Fransa’dan gelen bu haber dışında dünyanın geri kalanı ise bildiğiniz gibi.
Ha Kabil ha Virgin Adaları
ABD’de 2001 ikiz kuleler saldırının hemen sonrasıydı. ABD saldırıları üstlenen El Kaide’nin lideri Usame Bin Ladin’i teslim etmeyen Afganistan’a, Taliban’a saldırıya hazırlanıyordu. Bu olası müdahaleyi izlemek üzere yaklaşık 1.5 ay Pakistan’ın; Afganistan’ın başkenti Kabil’e en yakın şehri olan Peşaver’de kaldım. Bir yandan gelişmeleri izlerken bir yandan da ekip arkadaşım Ali Özlüer’le birlikte Peşaver’deki Afgan göçmenlerle röportaj yapıyor, mitingleri izliyor, silah satan pazarları dolaşıyorduk. Tercümanımız Özbek’ti. Bir gün çok şaşırtıcı bir şey anlattı. Afganistan’ın Herat kentinde her perşembe kadın pazarı kuruluyordu. Kadınlar, dişleri, saçları, bedenleri incelenerek mal gibi alınıp satılıyordu. En ince ayrıntısına kadar anlattı ama sisli günlerdi. Hayret etmiş gibi yapıp, “Uyduruyor” dedik kendi aramızda. Ama uydurma olduğunu düşünsem bile olsa o kadar feciydi ki hiç aklımdan çıkmadı.
Sonra, tam 25 yıl sonra, 25 yıl önce bile ihtimal vermediğimiz o olay, ete kemiğe büründü. Taliban efendi-köle kavramı üzerine kurguladığı 119 maddelik yasa ile kadınların cinsel köle olarak alınıp satılabilmesini hükme bağladı. Sosyal medya kullanıcıları, medya takipçileri babalarının borcu için sattığı küçücük kızların gözyaşlarını, üniversite eğitiminin yasaklanmasına tepki gösteren genç kızların kırbaçlanmasını dehşet içinde izlerken 13 bin kilometre ötede bambaşka bir iklimde, bambaşka bir yönetim biçiminde, bambaşka yasalarla yönetilen bir coğrafyada; ABD’de, Epstein dosyaları patladı. Dünyanın lekeli yüzü Herkes okudu, izledi, gördü zaten. Yorum yapılacak, anlatılacak bir şey yok. Daha doğrusu anlatacak kelime yok.
Neredeyse 3-5 yaşından itibaren her yaştan kız çocuğunun istismar edildiği, öldürüldüğü, hatta yendiği iddiaları var. Çaresizce bütün bunların abartı, manipülasyon, uydurma olması ihtimaline sarılıyoruz ama hepimiz biliyoruz ki, hepsi gerçek. Çünkü bilmem kaç bin yıllık insanlık tarihi her döneminde kız çocuklarına, genç kızlara, yetişkin kadınlara, kısaca doğumundan itibaren her yaştan kadına yönelik cinsel istismar, şiddet ve katliam yüküyle lekeli. İlkel, uygar, modern, barbar, az gelişmiş, gelişmiş hiç fark etmemiş. Her dönemde kadın bir bahaneyle engellenmiş, katledilmiş, istismara uğramış. Her zaman dediğim gibi bununla başa çıkmanın yolu amasız, fakatsız tüm kadınların birbirine sahip çıkması, koruması, birleşmesi…