sondakika
Üye Ol Ara
icon_weather İstanbul 12°C
icon_weather Ankara 5°C
icon_weather İzmir 0°C
icon_weather Bursa 0°C
icon_weather Antalya 0°C
icon_weather Adana 0°C
icon_weather Konya 0°C
icon_weather Sanliurfa 0°C
icon_weather Gaziantep 0°C
icon_weather Kocaeli 0°C
icon_weather Mersin 0°C
icon_weather Diyarbakir 0°C
icon_weather Hatay 0°C
icon_weather Manisa 0°C
icon_weather Kayseri 0°C
Üye Ol Ara
icon_weather Berlin 29°C
icon_weather Istanbul 33°C
icon_weather London 25°C
icon_weather New York 28°C
×



Kadınlar vardı cenazede talihsiz ana-kızı taşıyan


Kadınlar vardı cenazede talihsiz ana-kızı taşıyan
Güncel

Dün İkra Hifa ile annesi Fatmanur’un cenazesi vardı. İkisi de küçücük yaşlarında insanlığın en iğrenç yüzüyle tanışmış, dayak yemiş, tecavüze uğramıştı.

Fatmanur sahiplenilmemiş, kimsesiz bırakılmış, tecavüzcüsüyle evlendirilmişti. Sonra sevgisiz, mutsuz yaşamına bir güneş gibi doğan minicik bebeğinin daha dört yaşında, evlendirildiği adam tarafından istismar edilmesine tanık olmuş. “Bebeğim benim gibi kimsesiz değil, sahipsiz değil. Onun annesi var” diyerek başlamıştı mücadeleye.

Yıl 2022. Önce emniyete gitmiş, şikayetçi olmuş, sonra savcılığa çıkmıştı. Bir kez de orada anlatmıştı içi yana yana. Mahkeme, tehditler, uzmanlar, pedagoglar, 4 yaşında minicik bir kızın anlattıkları, “Bırak dedim, bırakmadı” çığlığı, tutuklama talebi, tutuklamama, gözdağı niyetine bir ev hapsi ve nihayetinde delil yetersizliği, kovuşturmaya yer olmadığı kararı...

Fatmanur Anne bütün bunlara rağmen yılmamıştı.

Almış eline kargacık burgacık harflerle “Henüz çok küçük. Çocukluğunu çaldılar. İstismara hayır. Evladım için adalet nöbetindeyim” yazılı bir pankart, çökmüştü bir köşeye. Birkaç gazeteci haber yaptı, ayrıntılarıyla yazdı, yayımladı yaşadıklarını. Siyasetçiler ziyaret etti ama nedense büyümedi, büyütülemedi çığlığı. Hani “Adalet” isteyen çok ya memlekette, çok da yer bulamadı kendine. Ve bir ay önce söylediği bir cümle şimdi, onun önünden, yanından, yöresinden, hayatından geçip de hiçbir şey yapmayanların yüreğine taş gibi oturdu.

Başıma bir şey gelirse, intihar demeyin. Biz öldükten sonra adalet istemiyorum. Güvenliğimden endişe ediyorum. Başıma bir şey gelirse bu karanlık yapı ve beni korumayanlar, beni duyup da susan herkes sorumludur.”

Dün işte o Fatmanur Anne ile birlikte sonsuzluğa atladığı minik kızı İkra Hifa’nın cenazesi vardı. Yan yana tabutlarda uzanıvermişlerdi öylece.

Cenazelerine katılanlar ise tartışma içindeydi. Cenaze namazının ardından yakını olan erkeklerin tabuta uzanan elleri kadınların engeliyle karşılaştı. Kadınlar Fatmanur ile İkra Hifa’yı omuzlayıp mezarlığa kadar taşıdı. Anne-kız kendileri için açılan çukurlara art arda bırakılırken, yukarıdakilerin sahip çıkma tartışması hala sürüyordu.

Cenazeye katılan akrabalar dışarıdan gelenlere, “Siz gidip unutacaksınız, şov yapıyorsunuz” diye bağırıyordu, kadınlar, “Şov değil mücadele bu. Siz mahkemelerde duruşmalarda neredeydiniz. Biz oradaydık” diye haykırıyordu.

Cenazeye katılanlar arasında yaşlıca bir adam, “Benim eşim ve çocuğum üç yıldır yanındaydı. Kimse konuşmasın” diye isyan ediyor, bir başkası, “Sen kimin cenazesinden kimi kovuyorsun” diye onun üzerine yürüyordu. “Defolun lan”, “şov yapmayın”, “neredeydin” diyenler, çığlık çığlığa bağıranlar…

Fatmanur aslında 4 yıl tam da bu mücadeleyi vermişti. Birileri sesini duysun, en azından kızını korusun, birileri onları umursasın, birileri onlar için bağırsın diye mücadele etmişti.

Yaşarken yolu kesişip de onu duymayanlar, duymazlıktan gelenler, duyduklarından şüphe edenler, duysalar da yeterince ses çıkarmayanlar vardı. Şimdi kimi, “psikolojik durum”, “takıntı”, “abartı”, “dikkat çekme çabası” gibi basit sözlerle, kimi de “munchausen sendromu”, “dramatize”, “nazogastrik beslenme”, falan gibi daha bilimsel tanımlarla görmezden geldikleri bu ölümlerin ağırlığını taşımak zorunda.

Tarih boyunca biz kadınlar hep sınandık. Hem yaşamda hem kendi aramızda.

Yine sınandık. Yine birbirimize sahip çıkamadık. Fatmanur ve İkra için yeri göğü inletmedik. Memleketi ayağa kaldırmadık.

O zaman bir kez daha, bu çok acı dersin ardından bir kez daha; hiç bıkmadan, yorulmadan, hep aynı şeyi söylemeliyiz. Tüm şüpheci yaklaşımlara kulaklarımızı tıkayıp, yüreklerde saklı çığlıkları duymalı, “Kadının beyanı esastır” ilkesinden şaşmamalı, çocukların gözlerinin içine bakıp, ardını görebilmeliyiz.

Yoksa tarih, yine canının istediği gibi; tekerrür eder gider.

Diğer yazılar

NURHAN FIRATLI

NURHAN FIRATLI kimdir?

İstanbul doğumlu, Ankara Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu mezunu, İstanbul Üniversitesi AUZEF Siyaset Bilimi Ve Kamu Yönetimi Bölümü 2. Sınıf Öğrencisi. Cumhuriyet, Milliyet, Sabah, Habertürk gazeteleri ile Flash TV ve ATV’de politika muhabiri, politika editörü, programcı olarak çalıştı.
2005’te yürürlüğe giren Türk Ceza Hukuku Reformu’nun hazırlığı sırasında “Basın“ çalışma komisyonunda ve 2013’te Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nce kurulan, gazetecilik “Mesleki yeterlilik” standartlarının oluşturulması komisyonunda görev yaptı. Sürekli sarı basın kartı sahibi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Muğla Gazeteciler Cemiyeti üyesi.