Tebeşir Tozuna Karışan Barut
Son 48 saat içinde Türkiye’nin üç farklı şehrinden gelen haberler, artık bir "güvenlik alarmı" değil, "sistem çöküşü" olarak okunmalı. Önce Şanlıurfa’da Kahramanmaraş’ta patlayan silah sesleri, ardından Mersin’de bir lise öğrencisinin kapıda tabancayla yakalanmasıyla facianın eşiğinden dönülmesi...
Şanlıurfa Siverek’teki saldırıda 17 kişi yaralanırken, Kahramanmaraş’taki okul saldırısında 4 can kaybı ve 20 yaralı haberiyle sarsıldık. İki şehirde toplamda 4 can yitip giderken, 37 insanımız (öğrenci, öğretmen, personel) fiziksel ve ruhsal olarak ağır yaralar aldı.
Boyası Bile İmece Usulü Bir Sistemde Güvenlik Lüks mü?
Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçe ve yönetim öncelikleri bugün büyük bir sorgulama altında. Köylerde okulun boyasını bile devletin değil, öğretmenin kendi imkanlarıyla yaptığı, kışın odununu köylünün imece usulü topladığı bir sistemde; okul girişlerine modern güvenlik sistemleri kurmak neden hep "ikinci plana" atılıyor? Okulu boyamak gibi en temel fiziksel ihtiyaçları bile yerel çabaya bırakan bir anlayışın, okulun kapısını bir cephaneliğe dönüştüren zihniyetle baş etmesi imkansız hale geliyor.
Tetiği Çektiren Sadece Öfke mi?
Saldırıyı gerçekleştiren öğrencilerin profillerine baktığımızda, karşımıza çıkan manzara bir "cinnet" anından çok daha fazlasını anlatıyor. Bu çocukları okul koridorunda elinde silahla yürüten süreç, üç ana saç ayağında kırılıyor:
Ailedeki İletişim Kopukluğu
Şiddet eğilimi gösteren gençlerin çoğunda "duygusal ihmal" veya aile içinde normalleştirilmiş bir şiddet dili görüyoruz. Ailesiyle bağları kopmuş bir çocuk için okul, bir öğrenme alanı değil, bir "hesaplaşma sahasına" dönüşüyor.
Sistemin "Puan" Odaklı Körlüğü
Milli Eğitim sistemi, öğrenciyi bir "puan makinesine" indirgerken ruhunu ıskalıyor. Rehberlik servisleri, binlerce öğrenciye bir öğretmenin düştüğü atıl yapılara dönüştü. Sistem sadece sınav sonuçlarını gördüğü için riskli bireyler karanlıkta kalıyor.
Silaha Erişimin "Tık" Mesafesinde Olması
İnternetten veya denetimsiz av bayilerinden "peynir ekmek gibi" satılan ruhsatsız silahlar, denetimsizlik sayesinde çocukların bile eline geçebiliyor.
Asıl Çürüme: Siyasallaşma ve Liyakat Kaybı
Okulun güvenliğini sağlayamayan, boyasını yapamayan bu hantal yapının gerisinde çok daha derin bir "sistem bozukluğu" yatıyor: Eğitimin siyasallaşması. Milli Eğitim, uzun süredir çocukların geleceğini değil, siyasi kadrolaşmanın ve ideolojik çekişmelerin sahasını önceliyor. Liyakatin yerini "yakınlık" aldığında; okul müdüründen il müdürüne kadar atamalar pedagojik yetkinliğe göre değil, siyasi aidiyete göre yapıldığında okulun gerçek sorunları masada sahipsiz kalıyor.
Sistem, müfredatı kaçıncı kez değiştireceğini veya hangi vakıfla protokol imzalayacağını düşünmekten; sınıftaki öğretmenin can güvenliğine, köydeki okulun dökülen boyasına ve öğrencinin belindeki silaha vakit ayıramıyor.
Kurumlar uzmanlık yerine sadakatle yönetildikçe, okul binaları ruhsuz birer beton yığınına, eğitim ise kağıt üzerinde kalan bir istatistiğe dönüşüyor.
Bugün okul koridorlarına sızan barut kokusu, sadece bir asayiş sorunu değil; liyakatin bittiği, siyasetin eğitimin ruhunu teslim aldığı o büyük sistem bozukluğunun en acı faturasıdır. Okulun kapısına kilit vurmak kolaydır; zor olan, eğitimi siyasetin elinden kurtarıp yeniden aklın ve vicdanın emrine vermektir. Eski Türkiye olsaydı, Milli Eğitim Bakanı şimdi çoktan istifa etmişti.