8 Mart kutlamaları sürerken Muğla Kavaklıdere’de kadın cinayeti
Dünya Emekçi Kadınlar Günü kadınlara güzelleme periyoduna dönmüş durumda. Her yıl 8 Mart tarihinde kadınlara,analığa atıfta bulunan değerli söylemlere rağmen kutlamanın bir parçası olmayı içselleştiremedim. 8 Mart 1857 yılında öldürülen Tekstil işçisi emekçi kadınları anma gününün amacından uzaklaışmış bir popülizme dönüştürülmesi anlayamıyorum.
Sözlü özlü cümleler yerine kadınların şiddete maruz kalmadığı,öldürülmediği,ötekileştirilmediği, sömürülmediği bir dünya için sorunların nasıl çözülmesi gerektiğini daha fazla konuşmak gerekiyor.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Muĝla Kavaklıdere’de bir kadın öldürüldü eşi tarafından.Dünya’nın birçok ülkesinde kadınlar şiddete uğruyor. Öldürülüyor. Evde, okulda,İş hayatında yok sayılıyor.Kronik bir evrensel sorun var.Yapılması gereken kadınlığa atıfta bulunan kutlamalar v.s değil, bu sorunsalı nasıl çözülmesi gerektiğine ilişkin işbirlikleri gelistirmek.
Cinsiyet ayrımcılığı bir insan hakkı ihlalidir.Peki bu evrensel sorunsalın kaynağı nedir.çözümü nedir.Şiddeti kendine hak gören yüceltilmiş erkeklik kimliği, ne zaman ve nasıl inşaa edildi. Kadınlar neden cinsiyetçi söyleme maruz kalıyorlar.Bu sorulara yanıt aramak gerekmez m?
Bu sorulara cevap arayan araştırmalar mevcut.Haceetepe Üniversitesi 3-6 yaş arası çocukların oyuncak tercihlerinde cinsiyet faktörü inceliyor.Çalışmaya göre ; cinsiyetci kalıplar ilk defa oyuncaklarla öğreniliyor.
Carol Lynn Martin, Diane Ruble de aynı soruya yanıt aramışlar. Toplumsal cinsiyetçi kalıplar ilk defa ne ve nasıl öğreniliyor. Araştırmaya göre; toplumsal cinsiyet kalıpları bebeklikten itibaren 18-24 aylıkken başlıyor. 8 yaşına kadar cinsiyetçi bakış açısı sürecinin şekil aldığına dikkat çekiyor. Erkek ve kız çocukların hangi oyuncaklarla oynamaları gerektiği, örneğin kamyon oyuncakların erkeklere ait olduğunun çocukluk çağında öğrenildiğinin altını çiziyor.
Buna göre; çocukların cinsiyete uygun oyuncak tercihlerinde ebeveynlerinin beklentileriyle örtüşen biçimde çocukluk çaĝında inşa ediliyor. ‘erkekler mavi,kızlar pembe giyer’,’erkek çocuğu güçlüdür fiziksel güç gerektiren oyunlar oynamalıdır’, ‘kız çocukları oyuncak bebeklerlerle oynamalıdır’, ‘kız çocukları ip atlar,erkek çocuklar top oynar’mitleriyle başlayan süreç ; okul çağında ise oyuncak, tekerleme, masal,sözlü cinsiyetçi kod örüntülü oyunlarla pekiştiriliyor ve evriliyor .
Örneğin ; masallarda erkeklerin pelerinli ve güçlü olması gereken kahramanlar, kız çocukların ise onlar tarafından kurtarılması gerektiği, aşkın bir erkek tarafından seçilmek olduğu, seçilebilmek için ise güzel olmak içerikli cinsiyetçi mitlerle büyütülüyor çocuklar.
Temel sorun ise tam da bu noktada başlıyor. Ķüçük yaşlardan itibaren eril kalıplarla büyüyen bir erkeğe ‘kadının erkek tarafından korunmaya ihtiyacı olmadığına’ , Kadın ile erkeğin eşit haklara sahip olduğunu anlatabilmek..
Araştırmanın başlığı “İlköğretim Çağı Öğrencilerinin Toplumsal Cinsiyet Algıları, Direnme ve Esneme Noktaları” 2011 yılında yapılan çalışmanın amacı ise; ilköğretim çağı yaş grubundaki (7-14) çocukların toplumsal cinsiyet algılarını ortaya çıkarmak.
Kızlar çocukluk çağından itibaren; eşyalarından, odalarından, kendi bedenlerinden sorumlu tutulurken, erkek çocuklarına ise; sonsuz özgürlük alanı sunuluyor. Kız çocuğu ‘yasaklar’ ile baskılanırken, erkek çocuğuna ise daha çok özgürlük alanı oluşturuluyor..Örneğin kız çocuğu eve hava kararmadan erkenden gelmelidir.Erkek çocuğu için ise bir sınır yoktur.
Bir diğer pratik ise: Gözetim ve serbestlik arasında ortaya çıkıyor. Kız çocukların üzerindeki gözetim ve denetim çabası hiç bitmiyor. Hal böyle olunca: Kız çocukları davranışlarını ve bedenlerini sürekli kontrol altında tutmalarını içselleştirmeye yol açıyor.Toplum tarafından onaylanmak için kendilerini korumaları gerektiği vurgulanıyor.
Çalışmada dikkat çeken bir ayrıntı da yer alıyor. ‘Namus’.kavramı. Katılımcıların ortak kaygısı ’namus’ kavramı çıkmış. Ebeveynler: Ergen yaştaki oğullarına, “kız arkadaşlarını ve kendilerini zor durumda bırakmamaları” konusunda öğüt verilirkem, kız çocuklarına ise; kendilerini; ve bedenlerini korumaları gerektiği şeklinde korumacı tavsiyelerde bulunduğuna vurgu yapılmış.
Dinamikler bu şekilde olunca; kızlar gözetimden kurtulamazken, erkeklere ise kızları korumaları gerektiği onları kontrol etmek, gözetmen rolü daha küçük yaştan itibaren biçilmiş oluyor. Ergenlik çaĝında erkekler için çocukluk çağında öğrenilmiş eril davranış kalıpları yineleniyor. Ayrımcı cinsiyetçi söylemlerin onaylandığı, kadın-erkek eşitliğinin olmadığı, ataerkil tahakküm ortamında büyüÿen kadını ötekileştiriyor. Kadının gücünü yok sayıyor.Kadının emeğine,kişilik haklarına,tercihlerine değer vermiyor, şiddet uygulamayı,canına kıymayı ise kendine hak görüyor.
Eğitim.Mutlaka eğitim. Her daim eğitim.Küçük yaştan itibaren evde,okulda, kamusal alanda toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını kazandırmak ve geliştirmek.