Eğitimde ‘demografik’ eşik mi aşıldı ?
Uzun yıllar genç nüfuslu ülkeler arasında yer alan Türkiye’de demografik bir eşik aşıldı.Yaşlı nüfus oranı son 5 yılda yüzde 20, 5 oranında arttı. Veriler TUİK'e ait. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) raporuna göre 2025 yılına ilişkin ‘İstatistiklerle Yaşlılar’ konulu çalışmasının sonuçları açıklandı.Verilere göre; Türkiye’nin demografik yapısının değiştiğine ilişkin çarpıcı veriler sunuyor. Türkiye’de 65 ve üstü yaştaki nüfus son 5 yılda 20,5 oranında arttı. 2020 yılında 65 yaş ve daha yukarı yaştaki nüfus 7 milyon 953 bin olan 65 yaş ve üzeri nüfus son verilerine göre son 5 yılda yüzde. 20,5 arttı ve 9 milyon 59 oldu. Yaşlı nüfusun, toplam nüfus içindeki oranı 2025’te yüzde 11,1 oldu. Doğum oranı ise azaldı.
Nüfus projeksiyonlarına göre mevcut demografik eğilimde yaşlı nüfus oranındaki yükselişin önümüzdeki yılllarda da sürmesi bekleniyor. Buna göre; yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13,5, 2060 yıllarına gelindiğinde yüzde 27,0,seviyesine ulaşacağı tahmin ediliyor.
Sözün özeti; genç nüfuslu ülkeler arasında yer alan Türkiye'de demografik bir eşik geçildi.Türkiye’de ortanca yaş 2020 yılında 32,7 iken 2025 yılında 34,9’a yükseldi. Yaşlı nüfus oranında da değişim yaşandı. Buna göre; bugün Türkiye'de her 10 kişiden biri 65 yaş üzerindeyken, 2050'de bu oranın her 5 kişiden biri olacağı öngörülüyor.
Peki bu rakamların dünya nüfusuna yansımaları nasıl oldu.Birleşmiş Milletler nüfus tahminlerine göre, 2025’te dünya nüfusu 8 milyar 231 milyon 613 bin 70 kişi, yaşlı nüfus ise 856 milyon 880 bin 405 kişi oldu. Türkiye ise yaşlı nüfus oranına göre, 194 ülke arasında 75’inci sırada yer aldı.
Orta yaş, 65 yaş ve üstü yaş oranının artması, insan ömrünün uzaması elbette pozitif bir sonuç. Ancak bu sonucunun değerli ve anlamlı olabilmesi için doğum oranlarının ve genç nüfusunun da doğru orantılı olarak artması gerekiyor.
Zira; yaşlılık oranı artıp, son 10 yılda doğum oranı yüzde 30.6 oranında azalırken, nüfus artışı hızı da binde 13.3’ten 3.8’e düştü. Peki bu oranların toplumsal demografiye yansımaları nasıl olacak.
Uzmanlara göre; mevcut doğum verileri temel alındığında, yalnızca 5 yıl sonra yani 2030'da ilkokula başlayacak öğrenci sayısının yaklaşık yüzde 21 daha düşük olacağı öngörülüyor. 10 yıl sonra bu oranlar daha da artabilir. Bu verilere göre: okula başlayacak çocuk sayısı azalırken, lise ve üniversitelerde öğrenci sayısı da küçülebilir.
Eğitimci Prof. Dr. Engin Karadağ’ın ifadesine göre; Türkiye’de doğurganlık hızının 1.48’e kadar gerilemesi, yükseköğretim açısından geçici bir dalgalanma değil, kalıcı bir ‘demografik kış’ın başlangıcı. Bu veri, yaklaşık 18 yıl sonra üniversiteye gidecek öğrenci oranının da küçülme olasılığını düşündürüyor.
Türk Eğitim Derneği’nin düşünce kuruluşu TEDMEM de benzer kaygıları paylaşılıyor. TEDMEM’in hazırladığı 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu’na göre; doğum oranlarının azalması nedeniyle 2030’da ilkokula başlayacak öğrenci sayısının yaklaşık yüzde 21 oranında azalma olasılığına dikkat çekiliyor. Bu nedenle eğitim sisteminin hızlı ve major dinamiklerle planlanması gerektiği öneriliyor.