sondakika
Üye Ol Ara
icon_weather İstanbul 12°C
icon_weather Ankara 5°C
icon_weather İzmir 0°C
icon_weather Bursa 0°C
icon_weather Antalya 0°C
icon_weather Adana 0°C
icon_weather Konya 0°C
icon_weather Sanliurfa 0°C
icon_weather Gaziantep 0°C
icon_weather Kocaeli 0°C
icon_weather Mersin 0°C
icon_weather Diyarbakir 0°C
icon_weather Hatay 0°C
icon_weather Manisa 0°C
icon_weather Kayseri 0°C
Üye Ol Ara
icon_weather Berlin 29°C
icon_weather Istanbul 33°C
icon_weather London 25°C
icon_weather New York 28°C
×



Adalet suçluyu da bulmalı masumun itibarını da korumalı


Adalet suçluyu da bulmalı masumun itibarını da korumalı
Politika / Rezan Epözdemir hakkında casusluk ve FETÖ’ye yardım suçlamalarına takipsizlik kararı verildi

Adalet suçluyu da bulmalı masumun itibarını da korumalı

Türkiye’ye damga vuran bir cinayetti. 17 yaşındaki Münevver Karabulut’ın başı kesilmiş halde bir valiz içerisinde cesedi bulunmuştu. Tarih 3 Mart 2009. İnfial yaratan cinayetin zanlısı ise aynı yaştaki sevgilisi tanınmış iş adamı Hayyam Garipoğlu’nun yeğeni Cem Garipoğlu idi. Firardaydı. Türkiye bu vahşi cinayete kilitlenmişti. Acılı anne baba hak arayışına genç bir avukatla başladı. Dönemin en tecrübeli adliye muhabirlerinden biri olduğum için dava doğal olarak çok önemliydi benim için de. Habertürk Gazetesi yeni kurulmuş ben de özel yargı muhabirliğini üstlenmiştim. Sık sık haber yapıyor, süreci yakından takip ediyordum. İşte o dönemde biz deneyimli gazetecilerin çok da tanımadığı genç bir avukat çıktı ortaya. Adı Rezan Epözdemir. Kara yağız genç bir avukat. Ağzı öyle laf yapıyordu ki tam avukat olmak için doğmuş cümlesini kurdurtan bir genç. Araştırıyor, hukuki mütalaalarla karşımıza çıkıyor, her soruya çalışmış geliyor anlayacağınız zehir gibi bir genç hukukçu. O zamanlar Merter’de bir ofisi vardı. Kısa sürede her olayda, görüş gerektiren her haberde aranılan bir avukat oldu. Çok çabuk parladı özellikle medyada. Münevver Karabulut davasını öyle bir sahiplendi ki yıllar süren yargılamada kök söktürdü desek yeridir. Otopside başka bir cesetten Münevver Karabulut’a bulaşan DNA’nın izini sürdü, duruşmalarda gerek Cem Garipoğlu, gerek babası Nida, gerek amcası tanınmış iş adamı Hayyam Garipoğlu’nu sıkıştırdı. O dönemler çok çalıştı şahidim.

Daha 25 yaşında gelen bu tanınırlılık ona bir çok medyatik davanın da gelmesine neden oldu. Türkiye’de infial yaratan, medyaya düşen her davada avukat olarak onu görür olduk. Doktora yapmış olduğu için adınan başına Dr. Titrini de ekledi. Çok çalıştığını biliyorum, ne kadar kazandığını bilemem. Onun kariyerinde hızlı yükselişi, benimde sahadan daha çok mesleğin daha farklı bölümlerine evrilmem yolları ayırsa da yıllar sonra müvekkili olan sevdiğim bir arkadaşımla yolum düştü ofisine. Galatasaray Spor Kulübü Başkan Yardımcılığı görevini de yapmış, Analiz Hukuk Bürosu’nu kurmuş, Levent’te şahane bir ofise geçmiş yanında bir sürü genç avukat çalışıyor. Beklemediği bir anda beni görünce gösterdiği saygı ve sevgi, ilk dönemlerinde söylediği gibi “Ablacım” ifadeleri kişiliğinde hiçbir değişiklik olmadığını gösterdi.

Peki kanalların peşinde koştuğu, her akşam bir kanalda yayında olup hukuki mütalaalarda bulunan, biz eski gazetecilerin 25 yaşından beri tanıdığı Rezan Epözdemir neden tutuklandı?

Rezan Epözdemir dosyası Türkiye’de yalnızca bir hukuk soruşturması değil, aynı zamanda itibar, adalet, medya yargısı ve insan hayatı üzerine düşünülmesi gereken çarpıcı bir örnek olarak önümüzde duruyor.

Bir insan hakkında “casusluk”, “FETÖ’ye yardım”, “rüşvet”, “örgüt bağlantısı” gibi son derece ağır suçlamalar ortaya atıldığında, toplumun refleksi çoğu zaman hızlı oluyor. Manşetler atılıyor, televizyon tartışmaları başlıyor, sosyal medyada hüküm veriliyor. Kişi daha mahkeme önüne çıkmadan mahkum ediliyor. Hele söz konusu isim kamuoyunun tanıdığı biri ise bu süreç çok daha sert yaşanıyor. Rezan Epözdemir hakkında da tam olarak böyle bir dönem yaşandı.

Bir sabah gözaltına alındı. Ağır suçlamalarla anıldı. Aylarca cezaevinde kaldı. Kamuoyunda adı, mesleği ve kişiliği bu iddialarla birlikte konuşuldu. Şimdi ise hakkında yöneltilen “casusluk” ve “FETÖ’ye yardım” suçlamaları için takipsizlik kararı verildi. Yani savcılık, bu suçlamaları yargılamaya götürecek yeterli delil bulmadı.

Peki şimdi ne olacak? Bir insanı günlerce, aylarca suçlayan başlıklar atıldıktan sonra gelen takipsizlik kararları çoğu zaman aynı etkiyi yaratmıyor. Gözaltı haberi manşet olurken, beraat ya da takipsizlik küçük puntoda kalıyor. Tutuklama kamuoyunda yankı uyandırırken, masumiyet karinesi sessizce hatırlanıyor. Ama insan hayatında bunun bedeli çok büyük.

Bir kişinin yalnızca özgürlüğü değil itibarı, psikolojisi, ailesi, çocukları, mesleki ilişkileri, müvekkilleri, dostlukları ve yıllarca kurduğu güven de yara alıyor. Cezaevinden çıkmak bazen kaybedilenleri geri getirmeye yetmiyor.

Bir avukat düşünün. Yıllarca televizyon ekranlarında hukuk anlatmış, davalarda mağdurlar adına mücadele etmiş, mesleki kimliğiyle tanınmış. Sonra bir anda toplumun bir kesiminin gözünde “hain”, “casus”, “örgütçü” olarak damgalanıyor. Sonra aylar sonra bu suçlamalar çöküyor.

Bu durumda sormamız gereken soru yalnızca “hukuken ne oldu?” değil o süreçte yaşatılan manevi yıkımın telafisi var mı? Bir annenin hastalanmasının, çocukların travmasının, eşin yaşadığı baskının, müvekkillerin güven kaybının, çevrenin uzaklaşmasının, toplum önünde yaşanan küçük düşürülmenin tazmini mümkün mü? Türkiye’de çoğu zaman cezalandırma, mahkeme kararından önce başlıyor. Gözaltı görüntüsü ceza oluyor. İddia ceza oluyor. Sosyal medya linci ceza oluyor. Tutuklama haberi ceza oluyor. Sonrasında dosya düşse bile kişi çoktan bedel ödemiş oluyor.

Elbette şu ayrımı net yapmak gerekiyor. Hakkında halen süren rüşvet soruşturması varsa, o dosya kendi delilleriyle bağımsız biçimde yargı önünde değerlendiriliyorsa,  kimse peşinen suçsuz da ilan edilmemeli, suçlu da. Hukukun temel ilkesi budur. Biz öyle öğrendik, öyle haberler yaptık. Hüküm verilmeden kimseyi suçlu ilan etmedik hatta hükmün Yargıtay tarafından onanmasını bile bekledik eski zamanlarda.

Şimdi hukuken ne yaşandı bir bakalım:

Rezan Epözdemir hakkında 2025 yılında başlatılan soruşturma süreci, gözaltı kararı, tutuklama, ardından tahliye ve bazı suçlamalar yönünden verilen takipsizlik kararlarıyla kamuoyunun gündeminde yer aldı. Dosyada halen devam eden yargı süreci ile kapanan soruşturma başlıkları birbirinden ayrıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, avukat Rezan Epözdemir, 10 Ağustos'ta "rüşvet vermek, rüşvete aracılık etmek", "siyasi-askeri casusluk" ve '"FETÖ’ye yardım" iddiasıyla gözaltına alındı 14 Ağustos’da rüşvet vermek suçundan tutuklandı. ‘Rüşvete aracılık etme’ suçlamasıyla 4-12 yıl hapis cezası istenen iddianame kabul edildi. Tam beş ay cezaevinde kalan ve kendisine kumpas kurulduğunu iddia eden Epözdemir bu suçtan 14 Ocak 2026'da yurt dışına çıkış yasağı konularak tahliye edildi. Bu dava devam ederken diğer suçlamalardan başlatılan soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, "siyasi-askeri casusluk" ve '"FETÖ’ye yardım" suçlamalarından kovuşturmaya yer olmadığına hükmederek Rezan Epözdemir hakkında takipsizlik kararı verdi. 

Hukuki süreç böyle ve üzerine yorum yapılamaz. Ama yukarıda da yazdığım gibi 25 yaşında tanıdığımız kimileri aşırı şov yaptığını iddia etse de saygı ve sevgi hususunda hassasiyetleri yüksek olan bir hukukçunun gelinen süreçte gördüğü zararın boyutu bilinemez. İşte bu bilinmezlik takipsizlik kararı sonrası Avukat Rezan Epözdemir’in sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada satırlara dökülüyor. İşte o açıklama:

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 08.04.2026 tarih ve 2025/171234 Sor., 2026/51483 K. sayılı kararıyla Casusluk ve Fetö’ye yardım suçlarından hakkımda “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” na dair karar, yani takipsizlik kararı verildi. Bir başka anlatımla; hukuk garabeti mahiyetindeki Casusluk ve Fetö’ye yardım isnadının, hukuka aykırı, gerçek dışı ve iftira olduğu yargı kararıyla sabit hale geldi ve adalet tecelli etti.” 

 

 

Diğer yazılar

SEDEF ŞENKAL

SEDEF ŞENKAL kimdir?

Sedef Şenkal 1966 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Ünivesitesi İletişim Fakültesi'nden mezun oldu.
Gazeteciliğe 19886 yılında Bulvar Gazetesi'nde adliye muhabiri olarak başladı. 1987 yılında Hürriyet Gazetesi'ne geçti. 1991 yılında Sabah Gazetesi'ne geçerek yargı ve siyaset muhabirliği görevini üstlendi. 1993-1994 yılları arasında Kanal6 Televizyonu'nda Olayı var Programında muhabirlik,1994-1995 yıllarında ATV Adliye Koridorları Programı İstihbarat Şefliği, 1995-1998 Sabah Gazetesi'nde Özel Haber Muhabirliği, 1998-2005 yılları arasınd Show Tv Haber'e muhabirlik, 2007-2009 yıllarında Türkiye'nin ilk internet gazetesi olan Gazeteport'ta editörlük, 2009-2016 yılları arasında Habertürk Gazetesi'nde Yargı ve özel haber muhabirliği, 2017-2019 yılları arasında ise Show Haber'de rogramcılık ve Sorumlu Haber Müdürlüğü görevlerini yaptı.1993 yılında 38 kişinin yaşamını yitirdiği tarihi Tan Matbaası Faciası'nın sanığını 30 yıl sonra bularak yaptığı haberle Bülent Dikmener Ödülünü kazandı. Aynı haber TGC ödülüne de layık görüldü. Öcalan'ın yargılanmasının da içinde olduğu Türkiye'nin en büyük davalarında ve yargıda gündem yaratan özel haberleriyle tanındı. Türkiye'nin en eski yargı muhabirlerinden olan Sedef Şenkal Demir gazeteci Ali İhsan Demir ile evli ve iki erkek çocuk annesidir.