Murat'ın ölümü Babıali ruhunu birleştirdi
Ailem dışında vefatlarda cenazelere gidemem. Önce babam, dört ay sonra annem öldü 1999’da. 6 yıl sonra 32 yaşındaki kız kardeşim Mine’yi ani bir kalp krizi sonrası kaybettim. 2023’de yine bir kız kardeşimi 55 yaşında kanserden kaybettim. 6 ay mücadele ettik başaramadık. Feza’nın ölümü Nalan ablama ALS teşhisi konulmasından sonra gerçekleşti. Hastane koridorunda vücuduna hapsolmuş Nalan ablamın “O değil ben ölmeliydim” diye haykırışı kulaklarımdan gitmiyor. O da fazla yaşamadı bir yıl sonra da onu kaybettim. 64 yaşındaydı. Ona gece gündüz uyumadan bakan eşi, yani enişteme de ablamın ölümünden 3 ay önce kanser teşhisi konulmuştu. O da ablamın ölümünden 3 ay sonra göçtü gitti. Mekanikleşmiştim artık ölümlere karşı. Arada bir can geldi dünyaya torunum Tomris 2025’de hayatımıza katıldı. Umut oldu. Ama ölümler bedenimden de ruhumdan da çok şey alıp götürdü. Yaşama başka bir pencereden bakmaya başladım.
17 Mart sabahı telefonum çaldı. Arayan meslektaşım ve çağdaşım olan Nurcan Demirtaş’tı. Anladım sıkıntılı bir durum vardı. Acı haberi verdi. Feza’nın öldüğü yaştaydı ve ölen Murat Keklikçi’ydi. Gençliğinden beri tanıdığım, ilk kızının Deniz’inin doğumuna tanıklık ettiğim, Leyla ile evliyken aynı binada yıllarca komşuluk yaptığım, ikinci evliliğini yine meslektaşım ve sevdiğim kardeşim Dilek ile yapan ikinci kızı Dila’nın babası olan, meslektaşım, Babıali geleneğinden gelen, ağzından tek kötü söz çıkmamış, kimseyi kırmamış, herkesin kardeş yerine koyduğu Murat Keklikçi. İnanamadım.
Meslekte 40’lı yıllarına erişen bizler için kardeş, yeni gazeteciler için idol olmuştu. Herkesin dostu, neşe kaynağıydı Murat. Kısa süre içinde verdiğim kayıplar nedeniyle aile dışında gidemediğim cenaze törenlerine benzemeyecekti biliyorum. Yıllar sonra ailem dışında diyemeyeceğim biri için buluştuğum benim kadar eski gazeteci arkadaşlarımla gittim caminin bahçesine. Gittiğim saat erken olmasına rağmen avlu kalabalıktı, akın akın geldi herkes. Son 40 yılda yetişmiş o değerli gazeteciler, eski ama eskimeyen kameramanlar.
Son beş yıla kadar aktif çalışmamdan kaynaklanan tanıdıklık işime yarasa da uzun süre görüşemediğim, saçların renkleri açılmış, fizikler değişmiş meslektaşlarım yaşların 60’a ulaşmasıyla Babıali’nin eskileri olduğumuz tescillenmişti.
Murat’ı uğurlamaya geldiğimiz cami tıka basa dolmuştu. Hafızamda daha gençken, evlatların doğumuyla hepimiz farklı yönlere savrulmadan oluşan anılarımız, Sabah Gazetesi’nin eski zamanlarındaki dostluğumuz, aile gibi olan tüm gazeteci arkadaşlarım onu uğurlamaya gelmişti.
Gazetecilik zor meslektir. Gecesi gündüzü olmayan, yemek yemeyi unuttuğunuz, stresi bol, rekabeti fazla. Yani ömrü yiyen mesleklerin başında geliyor. O nedenle yılda 3 ay yıpranma hakkı olan bir meslek. İşte o yıpranma gerçek. Murat Keklikçi’nin savaş muhabirliği, polis muhabirliği gibi en aktif görevleri yaptığını düşünürsek yıpranmanın oranı da ortaya çıkıyor. Bizim nesil gazetecilerin sağlıklarındaki problemler de işte bundan kaynaklanıyor. Yıpranan kalpler, iyi bakmadığımız vücutlarımız bu mesleğin bıraktığı bir iz oluyor bize.
Babıali dönemi bitti biliyorum. Eski gazetecilik ve gazeteciler evlerine çekildiler. Murat onların hepsini caminin avlusunda buluşturdu. Hepimizin içi kan ağladı. Daha 55 yaşındaydı. Deniz ve Dila’nın ona daha çok ihtiyacı vardı. Çünkü Murat çok iyi bir babaydı. Çok iyi bir gazeteciydi. Ve her şeyden önce adam gibi adamdı. Bu tayfa seni çok özleyecek kardeş. Yattığın yer incinmesin. Kızların da senin izinde en az senin kadar iyi insanlar olsunlar.