“Gazetecilik aslanın ağzında”
Üniversiteler kontenjan açıyor, gençler hayal kuruyor, aileler fedakârlık yapıyor; ama mezuniyet geldiğinde karşılarına çok da istenilen bir tablo çıkmıyor. Mezun olmanın verdiği gururla aranmaya başlanan iş sorunu, çoğu zaman düşük ücret, güvencesizlik, staj sömürüsü ya da doğrudan işsizlik olarak çıkıyor iletişim mezunlarının karşısına.
Eğitim ile istihdam arasındaki kopukluk gitgide artıyor. İletişim fakültelerinin evrildiği dijital medya sektörü de istenilen kapasiteleri sunamadı gençliğe. Hal böyle olunca da yapılan son anketlere göre iletişim fakültesi mezunu olmak işsiz kalmanın baş aktörü olmaya aday meslek grubu oldu. Bu sonuca vardıran gerekçe ise ortada, Yılda 10 binden fazla mezun veren iletişim fakültelerinden çıkan 10 gençten sadece biri veya ikisi ancak gazeteci olabiliyor.
Türkiye’de yükseköğretimin en büyük sorunlarından biri artık yalnızca eğitim kalitesi değil, eğitim ile istihdam arasındaki büyük kopuş. Bu kopuşun en görünür olduğu alanlardan biri de iletişim fakülteleri. Türkiye’de iletişim eğitimi veren fakülte sayısı hızla arttı. 2025-2026 eğitim yılı için 46’sı devlet, 23’ü vakıf üniversitesinde olmak üzere toplam 69 iletişim fakültesi öğrenci aldı. Toplam kontenjan da 10 bin 627’ye ulaştı. Üstelik yalnızca iki yıl önce 2023-2024 döneminde öğrenci alan iletişim fakültesi sayısı 62 idi, mezun olanlar iş bulmakta gücük çekiyordu. Her yıl üzerine eklenerek açılan fakülteler öğrenci almaya devam ediyor, yani sistem hâlâ büyüyor.
İşte sorun tam da burada başlıyor. Çünkü medya sektörü fakültelerin artışıyla paralel olarak aynı hızla büyümüyor. Gazete sayısı belli, televizyonların kapasitesi belli, haber merkezlerinin personel ihtiyacı belli, dijital medyanın yarattığı yeni alanlar ise güvenceli ve sürdürülebilir istihdam üretmekte yetersiz. Hal böyle olunca mezunlar işsiz kalıyor ve mesele kişisel başarısızlık olmaktan çıkıp yapısal bir planlama sorunu oldu.
Veriler de bunu desteklemiyor değil. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın 2023-2024 Basın Özgürlüğü Raporu’na göre, gazetecilik mezunları arasındaki işsizlik oranı yüzde 12,7. Rapora göre gazetecilik mezunları, 2023 yılında sosyal hizmetler ve imalat-işletme alanlarının ardından en yüksek işsizliğe maruz kalan üçüncü grup oldu. Aynı raporda, 2022’de genel işsizlik oranı yüzde 9,4, yüksekokul ve fakülte mezunları içindeki işsizlik oranı yüzde 9,8 iken gazetecilik mezunlarında oranın yüzde 12,7’ye çıkması bu mesleğin atık istihdam üretemediğinin de kanıtı. Yani iletişim alanında diploma, ortalamanın üstünde bir işsizlik riski taşıyor.
Daha geniş çerçevede de tablo parlak değil. TÜİK’in 2024 yükseköğretim istihdam göstergelerine göre lisans mezunlarında kayıtlı istihdam oranı yüzde 75’e geriledi. Bu veri tek başına “herkes iş buluyor” anlamına gelmiyor. Tersine, üniversite mezunu olmanın eskisi kadar güçlü bir güvence sunmadığını gösteriyor. Hele bazı alanlarda, özellikle arzın çok yükseldiği ama talebin sınırlı kaldığı bölümlerde, tablo daha da ağırlaşıyor. İletişim fakülteleri de maalesef tam da bu eşikte duruyor.
Dürüst olmak gerekirse Türkiye’de iletişim fakülteleri uzun süredir iki farklı işleve sıkışmış durumda. Bir kısmı gerçekten gazeteci, iletişim uzmanı, yapımcı, reklamcı, içerik üreticisi yetiştirmeye çalışıyor. Bir kısmı ise fiilen “üniversiteye giriş kapısı” işlevi görüyor. Yani gençlere güçlü bir mesleki gelecekten çok, dört yıllık bir bekleme alanı sunuyor.
Bu çok ağır bir cümle ama sahadaki gerçeklik tam da bu. Çünkü mezun sayısı artarken medya kuruluşlarının kadroları genişlemiyor, tersine birçok yerde küçülüyor. Bağımsız medya ekonomik baskı altında, yerel medya daralıyor, ana akım medya ise sınırlı sayıda istihdam yaratıyor. Böyle bir tabloda her yıl on binlerce gence “iletişim okuyun, yolunuz açık” demek, gerçeği yansıtmıyor, işsizler ordusuna adaysınız anlamına geliyor.
Üstelik sorun yalnızca sayı değil, içerik sorunu da var. Hani eskiden çok eskiden bizim dönemimizde fotoğrafçılık dersinde öğretim görevlisi tahtaya makine çizer üzerinden ders anlatırdı. Ama o dönem mezunları mekanik makine edinip kendi kendine kısa sürede çekimi öğrenip mesleğe atılıyordu. Bilgiye ulaşmak bu günkü kadar kolay olmadığı için gerçek gazetecilik işte tam da o dönemde yapılıyordu. Çünkü araştırıp haber bulmak, cinayette bir vesikalık bulabilmek için saatler harcamak meslek erbabının işiydi. Şimdilerdeki gibi dijital ortamda saniyeler içinde bulunmazdı fotoğraf. Kart olarak bulunur üzerinden fotoğraf çekilirdi çoğu kez.
Devir değişse de durum daha iyiye gitmedi anlaşılan. Pek çok iletişim fakültesinde öğrenciler teorik derslerle mezun oluyor. Dijital gençliğin teknik işleri çarçabuk sahada öğrenme imkanı olsa da 100 mezundan 1 veya 2’sinin iş bulabildiği sektör, bir de çoğunlukla kendi bölümü dışında istihdam sağlayınca iletişim mezunları okumuş olmak için okumaktan öteye geçemiyor.
Asıl mesele ise şu. Devlet ve üniversiteler, açtıkları her bölüm için şu soruya dürüstçe cevap vermek zorunda. Bu gençler mezun olunca nerede çalışacak? Bu sorunun cevabı yoksa, kontenjan artışı başarı değil sorumsuzluktur. Üniversite açmak kolay bölüm açmak daha da kolay. Zor olan ise mezuna gerçek bir gelecek sunmak. Türkiye’de yükseköğretim politikası uzun süredir niceliği başarı sayıyor. Oysa artık nitelik ve istihdam etkisi konuşulmak zorunda.
İletişim fakülteleri özelinde bu durum daha da çarpıcı. Çünkü bu alan, yalnızca iş piyasası değil, demokrasiyle de doğrudan ilgili. İyi gazetecilik güçlü eğitim ister. Güçlü eğitim de seçici, yoğun, uygulamalı ve etik zemini sağlam programlarla mümkün. Siz bir yandan gazeteciliğin öneminden söz edip öte yandan bu alanı plansız biçimde büyütürseniz, ortaya güçlü bir medya sistemi değil, diploması olan ama mesleğe giremeyen, girse de tutunamayan, tutunsa da güvencesiz çalışan bir kuşak çıkar.
Bugün yapılması gereken şey yeni fakülte açmak değil, mevcut yapıyı masaya yatırmak. Açıkçası her ile üniversite, her üniversiteye fakülte, her fakülteye bölüm mantığı artık sürdürülebilir bir durum değil. İletişim eğitimi, ülkenin medya kapasitesine, yaratıcı endüstrilerine, dijital içerik ekonomisine ve bölgesel istihdam yapısına göre yeniden planlanmalıdır. Bazı fakültelerde kontenjan düşürülmeli, bazı programlar birleştirilmeli, bazıları ise uygulama odaklı biçimde yeniden tasarlanmalıdır. Gençlere boş umut değil, net yol haritası verilmeli.
Çünkü burada çalınan yalnızca zaman değil. Bir gencin 4 yılı, bir ailenin bütçesi, bir ülkenin insan kaynağı ve en önemlisi de gelecek duygusu aşınıyor. Üniversite, umut üretir; ama sahte umut üretmemelidir. İletişim fakülteleri meselesi tam da budur. Eğer mezuniyet, giderek daha fazla genç için işsizliğin bekleme salonuna dönüşüyorsa, o zaman mesele gençlerin yetersizliği değil, sistemin samimiyetsizliğidir.
Artık şu cümleyi kurmanın zamanı geldi. Türkiye, iletişim fakültelerinde nicelik sarhoşluğunu bırakıp gerçekçi planlamaya dönmeli. Aksi halde gençlere meslek değil, hayal kırıklığı dağıtmaya devam ederiz.