İki küçük kızın baba eliyle katli kadın cinayetidir!
Kız çocukları evlerinde bile güvende değiller, bu çocuklar ölürken bu karanlığa kim “dur” diyecek?
Türkiye geçen hafta bir kez daha iki çocuğun ölüm haberiyle sarsıldı. İsimleri farklı, şehirleri farklı ama hikâyeleri aynı karanlığa çıkıyor: Zuhal Sayyar ve Zehra Üzüm. Biri 16 diğeri 13 yaşında iki kız çocuğu. En güvende hissetmeleri gereken yerde evlerinde, ailelerinin himayesindeydiler.
Mardin’de 16 yaşındaki Zuhal Sayyar evinde silahla vurulmuş şekilde bulundu. Vücudundaki darp izleri ölümünün ardındaki gerçekleri haykırıyordu adeta. İntihar ettiğini iddia ediliyordu henüz çocuk yaştaki genç kızın. Ama gerçekte böyle miydi? İddia vahimdi. Ailesi Zuhal’i kendisinden yaşça çok büyük biriyle evlendirmek istiyordu. Kız ise istemedi bu zoraki evliliği. En güvendiği yerde, ailesinin yanındayken bu zorbalığı kabul etmediği için hortumla dövüldü. Her yeri yandı hortumun şiddetinden. Sonrasında evden gelen bir el silah sesi. Odasında kanlar içinde yerde bulundu 16 yaşındaki Zuhal. Olay intihar gibi görünüyordu ama vücudundaki darp izleri otopsi ile belgelenince babası da ağabeyi de gözaltına alındı. Babası tutuklandı, ağabey adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Bir baba düşünün daha çocuk yaştaki kızını yaşlı birine peşkeş çekiyor, kararı kabul edilmeyince işkence ediyor kızına. Oysa ki kızlar babalarının değerlileridir. Babalar da kızlarının kahramanı. Ama Zuhal ne babasının değerlisi, ne de babası onun kahramanıydı. Babası onu ölüme sürükleyen katiliydi. Baba H. Sayyar kasten yaralama ve intihar etmeye sürüklemek suçlamasıyla cezaevine konuldu. Savcılık ölümün cinayet mi, intihar mı, yoksa başka bir nedenle mi gerçekleştiğini araştırıyor. Gelecek otopsi raporunun ardından darp izlerinin ölümle bağlantısı olup olmadığı da ortaya çıkacak.
Bir başka şehirde, Eskişehir’de, 13 yaşındaki Zehra Üzüm için günlerce umutla bekleyenler vardı. 2 Mart 2026 tarihinden beri kayıptı Zehra. Tüm aramalara rağmen bulunamadı. Babası iki gün sonra kendisini asarak hayatına son verdi. Bu ölüm dikkatleri baba Abdülrezzak Üzüm’e çekti. Telefon görüşmeleri ve kamera kayıtları incelendi. Sonuçta Zehra’dan umutla beklenen haber yerine acı haber geldi. Küçük kız babasının hobi bahçesinde gömülü olarak bulundu. Baba kızını öldürmüş ve ardından iki gün sonra kendi hayatına son vermişti. Gelecek otopsi raporunun ardından olayın başka kişilerle bağlantısı olup olmadığı araştırılacak, cinayetin nasıl ve ne zaman işlendiği sorularının yanıtı aranacak. Ancak büyük olasılıkla Zehra’nın katili olan babası öldüğü için dosya gelecek otopsi raporunun ardından muhtemelen kapanacak.
İki olay da bize aynı soruyu soruyor: Çocuklar bu kadar savunmasızken biz nerede hata yapıyoruz?
Bir toplumun en kırılgan halkası çocuklardır. Onlar korunması gerekenlerdir. Ama son yıllarda Türkiye’de çocukların adı ya kayıp haberlerinde ya da cinayet haberlerinde geçiyor. Bu durum artık münferit bir trajedi değil, toplumsal bir alarmdır. Zuhal Sayyar’ın vücudundaki darp izleri, bir çocuğun maruz kaldığı şiddetin izleridir. Bu izler yalnızca bir suçun değil, aynı zamanda bir ihmalin de işaretidir. Bir çocuk uzun süre şiddet görürken bunu fark edecek bir sistemin olmaması, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir gerçek.
Zehra Üzüm’ün hikâyesi ise başka bir acı soruyu gündeme getiriyor: 13 yaşındaki bir kız çocuğu ölümü hak edecek ne yapmış olabilirdi? Bir çocuk evinde bile güvende değilse nerede güvende olacak? Çocukların en güvende olması gereken yer aileleridir. Ancak bazen en büyük tehlike de onlardan geliyor. Maalesef kız çocuklarının ölümü onları ömür boyu koruması gereken babalarının ellerinden oluyor. İşte bu yüzden çocuk koruma sistemleri sadece kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde güçlü şekilde çalışmak zorundadır. Okullar, sağlık kurumları, komşular, sosyal hizmetler… Herkesin bu zincirin bir parçası olması gerekir.
Çünkü çocukları korumak yalnızca ailelerin değil, toplumun tamamının sorumluluğudur. Her yeni olaydan sonra “çok üzgünüz” demek artık yetmiyor. Asıl soru şu: Bu çocuklar hayattayken onları koruyacak mekanizmalar neden devreye girmedi? Bir çocuğun şiddet gördüğünü fark eden öğretmen konuşabilmeli. Bir çocuğun kaybolduğunu öğrenen kurumlar hızla harekete geçebilmeli. Sosyal hizmetler risk altındaki ailelere ulaşabilmeli.Yani sistem, çocuk ölmeden önce çalışmalı.
Zuhal Sayyar ve Zehra Üzüm artık aramızda değil. Ama onların hikâyesi bize bir gerçeği hatırlatıyor: Bir toplum çocuklarını koruyamadığında yalnızca iki hayat kaybolmaz, aynı zamanda vicdan da biraz daha eksilir. Asıl mesele şu: Bu karanlık döngüyü kırmak için gerçekten ne yapıyoruz? Çünkü her kaybedilen çocuk, yalnızca bir ailenin değil, bir toplumun da kaybıdır.
Türkiye’de çocuklara yönelik şiddet ve ölüm vakaları:
Sivil toplum raporlarına göre Türkiye’de bir yılda en az 914 çocuk önlenebilir nedenlerle hayatını kaybediyor. Bu ölümler arasında:
Zuhal Sayyar ve Zehra Üzüm vakaları tekil trajediler değil. Türkiye’de çocuklar üç büyük risk alanında hayatlarını kaybediyor:
Uzmanlara göre en kritik sorunlardan biri, risk altındaki çocukların erken tespit edilememesi.