sondakika
Üye Ol Ara
icon_weather İstanbul 12°C
icon_weather Ankara 5°C
icon_weather İzmir 0°C
icon_weather Bursa 0°C
icon_weather Antalya 0°C
icon_weather Adana 0°C
icon_weather Konya 0°C
icon_weather Sanliurfa 0°C
icon_weather Gaziantep 0°C
icon_weather Kocaeli 0°C
icon_weather Mersin 0°C
icon_weather Diyarbakir 0°C
icon_weather Hatay 0°C
icon_weather Manisa 0°C
icon_weather Kayseri 0°C
Üye Ol Ara
icon_weather Berlin 29°C
icon_weather Istanbul 33°C
icon_weather London 25°C
icon_weather New York 28°C
×



Fatma Nur öğretmen şehit sayılmalı mı?


Fatma Nur öğretmen şehit sayılmalı mı?
Güncel

Türkiye’de bazı olaylar vardır ki yalnızca hukuki bir tartışma değildir. Aynı zamanda vicdanın ve adalet duygusunun sınandığı başlıklardır. İstanbul’da öğrencisinin saldırısı sonucu hayatını kaybeden öğretmen Fatma Nur Çelik’in ardından gündeme gelen “şehit sayılmalı mı?” sorusu da tam olarak böyle bir tartışmayı beraberinde getirdi.

Bir öğretmenin görevi yalnızca ders anlatmak değildir. Özellikle Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan öğretmenler, çoğu zaman devletin en görünür yüzü olarak kabul edilir. Bir köyde, bir kasabada ya da bir büyük şehirde görev yapan öğretmen yalnızca eğitim veren biri değildir. Aynı zamanda devletin en temel hizmetlerinden birini toplumla buluşturan kamu görevlisidir. Saygındır, sözü dinlenendir.

Bu nedenle görev başında hayatını kaybeden bir öğretmenin ölümü toplumda sıradan bir olay olarak görülemez, görülmemeli. Öğretmen Fatma Nur Çelik’in hayatını öğrencisinin bıçak darbeleriyle kaybetmesi de bu nedenle yalnızca bir adli olay olarak değil, aynı zamanda eğitim sisteminin ve öğretmenlerin güvenliğinin tartışıldığı bir konu olmalı. Biz öğretmenimizi koruyamadık. Sebep ne olursa olsun, ister hasta olsun ister öfke krizine girmiş olsun öğrencisi tarafından öldürülmüş olana öğretmenin ay yıldızlı bayrağa sarılmış tabutunun ardından dökülen göz yaşları, şehitlik mertebesiyle biraz olsun dindirilmeli.

Fatma Nur Çelik, İstanbul Çekmeköy’de bulunan Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev yapıyordu. Görev yaptığı okuldaki saldırgan öğrencisinin sanki kendisini öldüreceğini biliyormuş gibi uyarılarda bulunmuştu. Disiplin kuruluna katilinin ve bir arkadaşının potansiyel suçlu tavırlarını iletmişti. Öğrenci kendisini disiplin kurulunda şikayet eden öğretmenleri hedef aldığı ve psikolojik sorunlarıyla ilgili olarak rehber öğretmeniyle yaptığı görüşmelere dair tutanaklar olduğu halde önlem alınmadı.

Çok değil bir yıl sonra bu öğrencisi psikiyatrik tedavi gören F.S.B ailesi tarafından hastaneden çıkarıldı, serseri mayın gibi ortaya atıldı. Elini kolunu sallaya sallaya okuya geldi. Üzerinde bıçak da vardı. Doğrudan kendisini bir yıl önce disiplin kurulunda şikayet eden öğretmenleri hedef aldı.

Bir öğretmenin kendi çalıştığı okulda, öğrencisi tarafından öldürülmesi Türkiye’de büyük bir şok etkisi yarattı. Eğitim camiasında ve kamuoyunda bu olay yalnızca bir cinayet olarak değil, öğretmenlerin güvenliği meselesinin sembolü olarak değerlendirildi. Olayın ardından Eğitim-İş Sendikası dikkat çeken bir çağrıda bulundu. Sendika, Fatma Nur Çelik’in hatırasının yaşatılması için Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurarak iki talep dile getirdi.

İlk talep, öğretmenin adının görev yaptığı okula verilmesiydi. İkinci ve daha büyük tartışma yaratan talep ise Fatma Nur Çelik’in görev başında hayatını kaybettiği gerekçesiyle şehit statüsünde değerlendirilmesiydi.

Eğitim-İş açıklamasında öğretmenlerin bu ülkenin geleceğini yetiştirdiğini görevlerini yerine getirirken can güvenliği kaygısı yaşamamaları gerektiğini belirtiyordu. Sendika ayrıca yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı’na değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapan milletvekillerine de çağrı yaparak bu konuda yasal düzenleme yapılmasını istedi. Peki hukuken şehitlik kavramı nasıl tanımlanıyor. Fatma Nur öğretmen yasal bir düzenleme yapılmadan şehit sayılamaz mı?

Şehitlik kavramı Türkiye’de genellikle güvenlik güçleriyle özdeşleşmiş durumda. Ancak kamu görevlileri de görevlerini yerine getirirken hayatlarını kaybedebiliyor. Bir doktor, bir polis, bir asker ya da bir öğretmen… Devlet adına görev yapan herkes, görev sırasında maruz kaldığı bir saldırı ya da risk nedeniyle hayatını kaybettiğinde aynı soruyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu kayıp nasıl tanımlanmalı?

Fatma Nur öğretmen üzerinden yapılan tartışma da aslında bu daha büyük sorunun bir parçası. Eğer bir öğretmen görev yaptığı bölgede, görevini yerine getirirken hayatını kaybediyorsa, bunun yalnızca “bir kayıp” olarak değerlendirilmesi toplumda ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Çünkü bu durum, kamu görevinin taşıdığı riskleri ve fedakarlığı görmezden gelmek anlamına gelebiliyor.

Elbette şehitlik statüsü hukuki bir tanım gerektirir. Devletin bu konuda belirlediği kriterler vardır ve bu kriterlerin korunması önemlidir. Ancak bazı olaylar var ki, mevcut düzenlemelerin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Fatma Nur öğretmen tartışması da tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Mesele, görev başında hayatını kaybeden insanların fedakârlığının nasıl tanınacağıdır. Fatma Nur öğretmenin şehit sayılıp sayılmayacağına karar verecek olan hukuk ve ilgili kurumlar elbette.

Türkiye’de “şehit” sayılma durumu belirli kanunlarla tanımlanıyor. Bu konuda en çok başvurulan düzenlemeler arasında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu yer alıyor.

Bu düzenlemelere göre genel olarak şu kişiler şehit sayılıyor:

Askerler: Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, savaşta, terörle mücadelede veya operasyon sırasında hayatını kaybeden askerler.

Polis ve güvenlik görevlileri: Emniyet mensupları, jandarma ve sahil güvenlik personeli ile görev sırasında hayatını kaybeden güvenlik görevlileri.

Görev sırasında hayatını kaybeden bazı kamu görevlileri: Terör saldırılarında hayatını kaybeden kaymakam, hakim, savcı gibi kamu görevlileri veya görev nedeniyle hedef alınarak öldürülen devlet görevlileri.

Siviller: Terör eylemlerinde hayatını kaybeden vatandaşlar ya da devlet düzenine yönelik saldırılarda hayatını kaybeden kişiler.

Bazı özel görev grupları: Korucular, MİT personeli ve operasyon görevinde bulunan bazı kamu çalışanları da bazı durumlarda bu kapsamda değerlendirilebilir.

Burada temel kriter şudur: Bir kişinin şehit sayılabilmesi için ölümün görevle veya terör eylemiyle doğrudan bağlantılı olması gerekir. Bu statü, ilgili kurumların incelemesi ve resmi karar sonrasında kesinleşir.

Peki öğretmenler terör eylemi dışında katlediliyorsa bu kapsamda değerlendirilemez mi? Fatma Nur Çelik’in ölümüyle birlikte bu sorunun yanıtı yeniden tartışılmaya başlandı. Mevcut mevzuat öğretmenleri doğrudan şehit statüsü kapsamına almıyor. Ancak görev başında hayatını kaybeden kamu görevlileri için bazı istisnai düzenlemeler yapılabildiği de biliniyor.

Bu nedenle öğretmenlerin görev sırasında uğradıkları saldırılar sonucu hayatını kaybetmeleri halinde şehit statüsü verilmesi için yeni bir yasal düzenleme yapılması gerektiğini savunan görüşler giderek artıyor. Meclis en kısa sürede bu iki talebi değerlendirip yüreklere biraz su serpmeli beklenti bu. Ama ondan önemlisi eğitim kurumlarındaki güvenlik sorununun da yeni düzenlemelerde giderilmesi gerektiği. Fatma Nur Çelik’in ölümü aynı zamanda eğitim kurumlarındaki güvenlik sorununu yeniden gündeme getirdi. Öğretmenlerin sınıfta, koridorda ya da okul içinde şiddetle karşı karşıya kalması son yıllarda sık sık tartışılan bir konu. Eğitim sendikaları ve öğretmen örgütleri uzun süredir okullarda güvenliğin artırılması gerektiğini dile getiriyor. Bu nedenle öğretmen Fatma Nur Çelik’in ölümü yalnızca bir adli olay değil, eğitim sisteminde güvenlikten çalışma koşullarına kadar pek çok başlığın yeniden yapılandırılması gerekliliğini de gözler önüne serdi.

Fatma Nur öğretmenin şehit sayılıp sayılmayacağına nihayetinde hukuk ve ilgili kurumlar karar verecek. Ancak bu tartışma yalnızca bir unvan tartışması olmamalı. Asıl mesele görev başında hayatını kaybeden bir öğretmenin fedakârlığının toplum tarafından nasıl tanımlanacağı. Onları nasıl koruyacağımız. Fatma Nur Çelik’in ölümü maalesef bize acı bir gerçeği tekrar tekrar hatırlattı. Eğitim sisteminin merkezinde olan öğretmenlerin güvenliği artık ertelenemeyecek bir konu.

Diğer yazılar

SEDEF ŞENKAL

SEDEF ŞENKAL kimdir?

Sedef Şenkal 1966 yılında İstanbul'da doğdu. Marmara Ünivesitesi İletişim Fakültesi'nden mezun oldu.
Gazeteciliğe 19886 yılında Bulvar Gazetesi'nde adliye muhabiri olarak başladı. 1987 yılında Hürriyet Gazetesi'ne geçti. 1991 yılında Sabah Gazetesi'ne geçerek yargı ve siyaset muhabirliği görevini üstlendi. 1993-1994 yılları arasında Kanal6 Televizyonu'nda Olayı var Programında muhabirlik,1994-1995 yıllarında ATV Adliye Koridorları Programı İstihbarat Şefliği, 1995-1998 Sabah Gazetesi'nde Özel Haber Muhabirliği, 1998-2005 yılları arasınd Show Tv Haber'e muhabirlik, 2007-2009 yıllarında Türkiye'nin ilk internet gazetesi olan Gazeteport'ta editörlük, 2009-2016 yılları arasında Habertürk Gazetesi'nde Yargı ve özel haber muhabirliği, 2017-2019 yılları arasında ise Show Haber'de rogramcılık ve Sorumlu Haber Müdürlüğü görevlerini yaptı.1993 yılında 38 kişinin yaşamını yitirdiği tarihi Tan Matbaası Faciası'nın sanığını 30 yıl sonra bularak yaptığı haberle Bülent Dikmener Ödülünü kazandı. Aynı haber TGC ödülüne de layık görüldü. Öcalan'ın yargılanmasının da içinde olduğu Türkiye'nin en büyük davalarında ve yargıda gündem yaratan özel haberleriyle tanındı. Türkiye'nin en eski yargı muhabirlerinden olan Sedef Şenkal Demir gazeteci Ali İhsan Demir ile evli ve iki erkek çocuk annesidir.