Buzun üzerindeki satranç ve kaybolan centilmenlik
Buzun üzerindeki satranç ve kaybolan centilmenlik Futbolun ofsaytını, basketbolun hücum süresini ya da yüzmenin farklı stillerini az çok hepimiz biliriz. Ancak 2026 Kış Olimpiyatları’nda karşıma çıkan o manzaraya kadar, bu spora aslında ne kadar yabancı olduğumu fark ettim. Bu oyunun adı Curling (Türkçesiyle Körling). "Curling" ismi de taşın buzda kayarken çıkardığı o meşhur "homurdanma" sesinden, yani İskoç dilindeki "curr" kelimesinden geliyormuş.
Ekranı ilk açtığımda; buzun üzerinde ellerinde fırçalarla, sanki evde büyük bir titizlikle yerleri parlatıyormuşçasına hararetle buzun yüzeyini ovalayan insanlar gördüm. Önce "Acaba pisti mi temizliyorlar?" dedim ama durum çok başkaymış; tamamen strateji dolu bir spormuş. Sistemin nasıl işlediğini bilmediğim için hemen oyun kurallarına bakmak istedim.
Yaptığım araştırmada öğrendim ki bu oyunun kökeni 16. yüzyıl İskoçya’sına kadar uzanıyor. İskoç göçmenler sağ olsun, bu "buz satrancını" yanlarında taşıyıp Kanada ve Amerika’ya da bulaştırmışlar. Hatta Kanada’da iş o kadar büyümüş ki oyun bildiğimiz buz hokeyi kadar popüler hale gelmiş. İlk başlarda eş dost arasında, tamamen keyif amaçlı oynanırken 19. yüzyılda Royal Caledonian Curling Club modern standartları belirlemiş. Olimpiyat serüveni 1924’te başlamış, çok ilgi görmediği için mi bilinmez olimpiyatlardan kaldırılmış. Tam 74 yıl sonra, 1998 Nagano Kış Olimpiyatları’ndan sonra kalıcı hale gelmiş.
Oyunun mantığı aslında çok eğlenceli: Yaklaşık 20 kiloluk granit taşları buzun öbür ucundaki "ev" denilen halkaların merkezine kondurmaya çalışıyorsunuz. Dört oyuncu ile oynanan bu oyunda, her takımın sekiz taşı bulunuyor ve maçlar genellikle "set" adı verilen on bölümden oluşuyor. Takım arkadaşlarınız da ellerindeki fırçalarla, tıpkı bir temizlik yapar gibi buzun yüzeyini fırçalayarak sürtünmeyi azaltıyor ve taşın hem daha uzağa gitmesini hem de yön değiştirmesini sağlıyor. Takımdaki her sporcunun; taşları fırlatan "birinci", "ikinci", "üçüncü" ve takıma stratejik direktifleri veren kaptan gibi çok net görevleri var. Her setin sonunda, ev denilen merkez halkaya rakibinden daha yakın taş bırakan takım, rakibin en yakın taşından daha içeride olan her bir taşı için bir puan kazanıyor; yani buzun üzerindeki o titiz fırçalama ve taktiksel vuruşların tek bir amacı var: merkeze en yakın olup puanları toplamak.
İşin en güzel yanı ne biliyor musunuz? Bu spor tam bir "centilmenlik" sporu. Eski sistemde herkes birbirini tanıdığı için hakeme gerek duyulmazmış; oyuncu bir hata yaptığında (mesela taşa yanlışlıkla dokunduğunda) hemen kendi elini kaldırıp "Ben hata yaptım" dermiş. Tam bir dürüstlük abidesi! Ancak bu saflık ve dürüstlük mirası bugünlerde biraz sallantıda. İşte bu profesyonellik ve madalya hırsı, o eski "güven sistemini" bozmaya başlamış. Bu sene Kanadalı oyuncu Marc Kennedy'nin parmağının taşa değdiği video kayıtlarıyla ortaya çıkınca kıyamet koptu. Meğer Kanadalılar bu "çift dokunuş" hatasını daha önce de yapmışlar! Kanadalı antrenör "Evet, kurallarda sorunlar var ama Olimpiyat'ın ortasında aceleyle kural mı değiştirilir?" diye sitem ederken, otoriteler de endişeli. Diyorlar ki; "Eğer her adımı videoyla, sensörle denetlemeye başlarsak, bu sporun o centilmenlik genetiği bozulur."
Meğer bizde de bu spor yapılıyormuş! Hatta Türkiye’nin ilk ve tek curling salonu Erzurum’daymış. Bizim Dadaşlar, her ne kadar bu Olimpiyat'ta buzun üzerine çıkamamış olsalar da Erzurum'da bu sporu her geçen gün büyütmeye gayret ediyorlar. Olimpiyatlar hâlâ devam ediyor ve heyecan 22 Şubat’taki kapanış törenine kadar sürecek. Şu an için Kanada, İsveç ve İskoçya şampiyonluğun en güçlü adayları olarak görünüyor. Özellikle İsveçli Oskar Eriksson ve ekibi çok formda. Curling şu an sadece taşları merkeze ulaştırma mücadelesi vermiyor; aynı zamanda yüzyıllık "dürüstlük" mirasını korumakla, tamamen profesyonel ve kurallarla sıkı sıkıya denetlenen mekanik bir yapıya bürünmek arasında bir seçim yapmaya çalışıyor.