Rap'in kralı Ceza Şikago'da
Amerika turnesi kapsamında 25 Mart'ta yolu Chicago’dan geçen Ceza, bizlere unutulmaz bir gece yaşattı. Turnenin ilk durağı olan New York’ta başlayan bu heyecan; Philadelphia ve Chicago’nun ardından Boston, San Francisco, Vancouver ve Toronto gibi şehirlerle devam edecek. Konserin hafta içine denk gelmesi, mekanın şehrin epey dışında kalması ve tanıtım eksikliği nedeniyle katılım ne yazık ki beklenen düzeyde değildi. Bu durum bizleri üzse de içerideki atmosfer tam aksine çok samimiydi; mekanda olan insanlarla Ceza oldukça keyifliydi. Biz az sayıda şanslı dinleyici için ise bu durum, Ceza’yı en ön sıradan izleme fırsatına dönüştü.
Hayatımda bu kadar mütevazı, içten ve "bizden" bir sanatçıyla çok az karşılaştım. O kadar doğal ki, yanınıza gelse sanki yıllardır tanıdığınız bir dostunuzmuş gibi hissettiriyor. Aslında Ceza'nın şarkılarına yabancı değilim; evimizde Ceza şarkıları devamlı çalınır. Onu ilk kez Candan Erçetin konserinde, dumanlar arasından bir anda belirip "Şehir" şarkısını söylerken izlemiş ve hayran kalmıştım.
Bana göre Ceza, Türkçe rap müziğin mutlak babasıdır. 2000'lerin başında "Med-Cezir" ve "Rapstar" albümleriyle bu türü Türkiye'ye kabul ettirmiş bir ekol. 2007 yılında MTV Avrupa Müzik Ödülleri'nde "En İyi Türk Sanatçı" seçilerek bu başarıyı uluslararası arenaya taşıyan ilk isim oldu. Ardından gelen pek çok genç yeteneğe de ilham kaynağı olup bu müziğin yolunu açtı. Türklere oldukça uzak olan bu müzik türünü bizlere sevdiren, o muazzam dil yeteneği ve şairliğiyle kelimeleri adeta dans ettiren tek isimdir. Konser boyunca gençler her şarkıya avaz avaz eşlik ederken; ben de "Suspus", "Neyim Var Ki" ve "Yerli Plaka" gibi klasiklerde onlara katıldım, geri kalanında ise müziğin ritmine bırakıp dans ettim.
Çok kısa sürede çok fazla kelimeyi söylediği ve nefes kontrolü inanılmaz zor, telaffuz ile ritim hatası yapma ihtimali çok yüksek şarkısı "Holocaust"u bitirdiğinde herkes coşkuyla Ceza'yı alkışlıyordu. Hele Sezen Aksu’nun o meşhur nakaratı "Gelsin Hayat Bildiği Gibi" yükseldiğinde salondaki duygu seli bambaşkaydı; herkes şarkıyı bir ağızdan söylüyordu.
Gecenin en duygulandırıcı anı ise sonundaydı. Ceza, daha önceki organizasyonlarda yaşanan karışıklıklara atıfta bulunarak; fotoğraf çekiminde önceliği kadınlara, eşli gelenlere ve ardından tek erkeklere vereceğini nezaketle belirtti. Ertesi sabah saat 06:00'da Boston'a uçağı olmasına rağmen, yorgunluğunu hiç belli etmeden hepimizle tek tek fotoğraf çektirdi, herkesle kısa da olsa samimiyetle sohbet etti. Bir starın bu denli düşünceli ve alçakgönüllü olması beni hem şaşırttı hem de derinden etkiledi. Rapin kralı olmasının boşuna olmadığını bir kez daha kanıtladı.
Gece konserden ayrılanlar, Ceza’nın şarkılarına doyamayarak arabalarında yine onun parçalarını dinleyerek evlerinin yolunu tuttular. İstanbul'da konser sonrasında mutlaka bir dürümcüye gitme alışkanlığımız vardır; bu sefer Amerika'da bu ritüelin yerini sıcak bir hotdog yeme keyfi aldı. Umarım Ceza'nın Amerika turnesinin geri kalanı çok keyifli geçer ve bizleri yeniden bu enerjiyle buluşturmak için en kısa sürede geri gelir.