sondakika
Üye Ol Ara
icon_weather İstanbul 12°C
icon_weather Ankara 5°C
icon_weather İzmir 0°C
icon_weather Bursa 0°C
icon_weather Antalya 0°C
icon_weather Adana 0°C
icon_weather Konya 0°C
icon_weather Sanliurfa 0°C
icon_weather Gaziantep 0°C
icon_weather Kocaeli 0°C
icon_weather Mersin 0°C
icon_weather Diyarbakir 0°C
icon_weather Hatay 0°C
icon_weather Manisa 0°C
icon_weather Kayseri 0°C
Üye Ol Ara
icon_weather Berlin 29°C
icon_weather Istanbul 33°C
icon_weather London 25°C
icon_weather New York 28°C
×



Datça’nın yavaş akan ritmi


Datça’nın yavaş akan ritmi
Güncel

Valla ben bu Datça'yı sevdim,

Öyle bir yer ki burası;

Güneşle denizin, rüzgarla toprağın

Birbirine en yakıştığı yer.

Can Yücel’in dediği gibi ben de Datça’yı çok sevdim ama en çok da Eski Datça’yı sevdim. Küçüklüğünü, "eskide" kalışını; kesme taşlardan yapılmış, begonvillerin ve sarmaşıkların duvarlarından sarktığı tek ya da iki katlı evlerini, dar, taş döşeli yollarını sevdim. İnsanların hiç aceleci olmamasını, hayatın yavaş akışını sevdim. Boşuna dememişler, "Acelen varsa ne işin var Datça’da?" diye. Bence Datça; kendine has havası ve "aceleye gelmeyen" yaşam tarzıyla Ege’nin en özel köşelerinden biri. Buraları gezerken acele etmemek, saati koldan çıkarıp doğanın ritmine uyum sağlamak ve taş sokakların tadını çıkarmak gerekir; ben de tam olarak öyle yaptım.

​​​​​​​

Gideceğim yerleri önceden mutlaka araştırır; nereler gezilir, nerelerde ne yenir, nesi meşhurdur bakıp notlar alır ve öyle giderim. Datça’nın meşhur karanfilli ekmeğini de sosyal medyada bir paylaşımcının küçücük notuyla öğrendim. Bu ekmek öyle her markette veya her fırında karşınıza çıkmazmış. Genellikle Datça merkezdeki eski taş fırınlarda veya yerel halkın kendi elleriyle hazırladığı köylerde bulunurmuş. Özellikle sabahın erken saatlerinde tükendiği için, "nasibi olanın yediği" bir ekmekmiş. Gittiğim fırında kalan son iki ekmek de benim nasibim oldu. Fırıncı; tarçın ve dövülmüş karanfille yapılan bu ekmeği Datça tulum peyniri ve bölgenin meşhur kekik balı ile yememi tavsiye etti. Karanfilin verdiği o hafif ferahlık ve aroma, ekmeğin sıcaklığıyla birleşince insanı Datça’nın o yavaş akan ritmine ister istemez adapte ediyor.

Datça mutfağında badem; köftesinden zeytinine, pilavından likörüne kadar her lezzette karşınıza çıkan bir yarımada gerçeği. Hatta badem çekirdeklerinden hediyelik magnetler bile yapılmış. Bademli şarap yerine Knidos Karası gibi yerel üzümlerden yapılmış, doğallığı korunmuş sek şaraplar benim için çok daha tatmin ediciydi.

​​​​​​​

Kaldığımız Kargı Koyu’ndaki Kargilos Otel'in denize sıfır odalarının bulunduğu taş bina 1880’li yıllarda manastır olarak kullanılmış, daha sonra aslına uygun restore edilmiş. Odaların adları; Anastasia, Maria, Anna, Mihalis, Victoria, Yorgo ve Kargilos vb. Bu isimlerin hepsi, o dönemde bu bölgede yaşamış, bu manastırla veya bölgeyle bağı olan Rum ailelerin isimlerini yaşatmak amacıyla seçilmiş. Kaldığımız "Ters Sekiz" isimli oda, aslında manastırın eski mutfağıymış. Adını sonsuzluk işaretinden alan bu odanın denize açılan kapısı, geçmişin bereketli mutfak kültürünü bugünün dingin deniz manzarasına bağlayan sihirli bir eşik gibi. Odanın kapısını araladığınızda suyla o kadar yakınsınız ki birkaç adım sonra doğrudan suya girebiliyorsunuz. Denizle aranıza neredeyse hiç mesafe koymamışlar, o kapı doğrudan denizin içine açılıyor gibi. Sabahın erken saatlerinde, etrafta hiç ses yokken sadece kuş cıvıltıları eşliğinde Kargı Koyu’nun denizine girmek bambaşka bir keyif. Bir tarafınız uçsuz bucaksız mavilik, diğer yanınız ise Karia Yolu üzerindeki dağ manzarası.

​​​​​​​..

Akvaryum Koyu, Knidos Antik Kenti, Domuzbükü, Hayıtbükü, Kurubük, Ovabükü ve Mesudiye koyları görülmesi gereken en güzel yerler. Bu durakların her biri, Datça’nın o kendine has doğasını ve berraklığını keşfetmek için harika noktalar. Tekneyle bu rotayı tamamladığınızda eminim herkesin Datça deneyimi tam anlamıyla taçlanmış olacak.

Datça’ya gelip de Can Yücel’in evini görmeden olmaz. "Mekanım Datça olsun" diyen ünlü şair, yaşamının son 9 yılını burada geçirmiş. Eski Datça'nın o kendine has ruhunu solurken, sokağın başında eskimiş tahta bir çerçeve içinde şu dahiyane yazı karşıladı bizi. "Sayın gezgin, buraya kadar doğru geldin. Merak ettiğin yazar ve şair Can Yücel'in evi tam arkandaki bahçenin içinde; biraz daha ilerlersen elinle koymuş gibi kapısında bulacaksın kendini." Bu muzip ve samimi üslubun bizzat Can Baba’nın kaleminden çıktığını anlamak hiç de zor değil. Ünlü şair, vasiyeti üzerine Datça Şehir Mezarlığı’na gömülmüş..

​​​​​​​

Bir akşamımızı methini çok duyduğumuz Zada'ya ayırdık. Gürkan Bey mutfakta, eşi ise müşteri karşılama ve ağırlama tarafında. Mekana girdiğinizde kendinizi bir arkadaşınızın evine girmiş gibi hissediyorsunuz, size o duyguyu veriyorlar. Mezeleri muhteşem. Belli bir menüsü yok, o gün taze ne varsa onunla yapılmış mezeler var. Bu mezeleri Datça’ya özgü karanfilli ekmek ile servis etseler efsane olur. Pastırmalı humus, tereyağında karides, tarhanaya bulanıp kızartılmış peynirli enginarın tadı hâlâ damağımda. Dışı çıtır, içi akışkan biber ve domatesli, yerel sepet peyniri ve keçi peyniri kızartması damağınızda bir şölen başlatıyor. Umarım tekrar gittiğimizde tatlı seçeneklerini de çoğaltmış olurlar. Yer butik ve masa sayısı sınırlı olduğu için rezervasyon şart.

Gece içkili Datça’nın dönemeçli yollarında araba kullanmak istemeyen ve Eski Datça’da kalmayı tercih edenlere Dilek Hanım Konağı’nı tavsiye edebilirim. Otel, kapısından girdiğiniz an sizi sarmalayan çok sıcak bir havaya sahip. İşletme sahibinin her bir misafiriyle bir aile dostuymuşçasına yakından ilgilenmesi, kendinizi bir otelden ziyade eski bir dostun evinde konaklıyormuş gibi hissettiriyor. 16 odalı bu butik otelin her bir odası Datça bitkileriyle temalandırılmış. Öyle ki, her odanın yatak başına, odaya adını veren çiçek epoksi ile şık bir şekilde yerleştirilmiş. Ben en çok Delikanlı Çiçeği (D7) olan odayı sevdim ve bu otel sayesinde Datça'ya özgü delikanlı çiçeği ile tanışmış oldum.

​​​​​​​

Bu bitkilerin ve doğanın uyanışını hangi dönemde yakalayacağınız tamamen sizin Datça’dan ne beklediğinize bağlı. Papatya, gelincik ve badem çiçeklerini görmek için şubatın ilk haftaları, ot tadımı yapacaksanız mart-nisan, begonvillerin coşmasını izlemek için mayıs, denizinden yararlanmak için temmuz-ağustos-eylül aylarında Datça'ya gidilebilir. Anlayacağınız, tüm bu nedenlerle Datça, her mevsim gitmek için bahanesi bol bir yer.

Datça’nın o insanın aklını başından alan (bazen de yerine getiren) rüzgarını, "Rüzgarlı Şehir" Chicago’ya benzettim. Chicago’nun o sert, insanı koşturan ve binaların arasından süzülen göl rüzgarına karşın, Datça’nın rüzgarını bambaşka bir dilden okudum. Burada rüzgar dev gökdelenlerin arasında hapsolup hayatı hızlandırmak yerine, antik tepelerden süzülerek nemi ve yorgunluğu süpüren bir "doğal klima" gibi çalışıyor; insanı sadece yavaşlamaya davet ediyor. Biri çeliğe çarpan o mağrur metropol enerjisi, diğeri ise denize değen hoyrat bir yarımada ruhu... İkisi de aynı inatçı karakterle insana yaşadığını hissettiriyor ama bence Datça’da rüzgarın içine bir avuç badem çiçeği kokusu da karışıyor.

Diğer yazılar

ŞEHNAZ KURDOĞLU

ŞEHNAZ KURDOĞLU kimdir?

1963 yılında Karamürsel’de doğan Şehnaz Kurdoğlu (Hopalı), uzun yıllar özel bir şirkette Halkla İlişkiler Müdürü olarak görev yaptı. Her zaman büyük bir tutku duyduğu televizyon dünyasına adım attı. Televizyonculuk kariyerine Türker İnanoğlu’nun asistanı olarak başlayan Kurdoğlu; sonra atv’nin popüler müzik-magazin programı "Elifnağme"nin yanı sıra, Süper Kanal’da ekrana gelen "İstanbul Köşe Bucak" ve "İstanbul Adım Adım" programlarının yapımcılığını üstlendi. Süper Kanal bünyesindeki Yayın Koordinatörlüğü görevinden doğum sebebiyle ayrıldı. Dergi kapanana kadar Amerika’da yaşayan Türklere hitap eden "Mezun Life" dergisinde röportajlar yaptı.Amerika’ya yerleştikten sonra, "Otelcilik ve Mutfak Sanatları Yönetimi" (Hospitality and Culinary Management) bölümünü bitirdi. Kurdoğlu, artık VGN platformunda hayata dair yazılarıyla okuyucularıyla buluşacak.