sondakika
Üye Ol Ara
icon_weather İstanbul 12°C
icon_weather Ankara 5°C
icon_weather İzmir 0°C
icon_weather Bursa 0°C
icon_weather Antalya 0°C
icon_weather Adana 0°C
icon_weather Konya 0°C
icon_weather Sanliurfa 0°C
icon_weather Gaziantep 0°C
icon_weather Kocaeli 0°C
icon_weather Mersin 0°C
icon_weather Diyarbakir 0°C
icon_weather Hatay 0°C
icon_weather Manisa 0°C
icon_weather Kayseri 0°C
Üye Ol Ara
icon_weather Berlin 29°C
icon_weather Istanbul 33°C
icon_weather London 25°C
icon_weather New York 28°C
×



Nashville: müziğin kalbine yolculuk


Nashville: müziğin kalbine yolculuk
Güncel

Country müzik ve klasik Amerikan müziğinin anavatanı Nashville’e vardığımda uçaktan iner inmez, terminalin bir köşesinden yükselen canlı müzik sesiyle büyülendim. Birkaç adım ilerledikten sonra Tootsie’s’in küçük sahnesinde, gitar çalan bir müzisyenin yüreğini notalara döktüğünü gördüm. İşte o an, bu şehrin bana dolu dolu beş güzel gün vadettiğini hissettim. Koridorda yürürken başımı kaldırdığımda tavanda asılı duran avizeler dikkatimi çekti. Eski 45’lik plaklardan yapılmış, hem ilginç hem de nostaljik bir görüntüydü. Sanki müziğin bu şehirde sadece kulaklara değil, duvarlara, tavana ve en küçük ayrıntılara bile işlendiğini gösteriyor gibiydi.

​​​​​​​

Yürürken gözüm sürekli yolcuların baş ve ayaklarına takılıyordu. Genci yaşlısı hemen hemen herkeste kovboy şapkası, botu ya da kovboy ceketi vardı. Gözüme küçücük bir çiçekçinin tabelası çarpıyor: "Lily Palmer Flowers." İsmi görür görmez kendimi tutamayıp gülümsüyorum çünkü bana çok tanıdık geliyor. Hemen "It Ends With Us" filmindeki Lily Bloom’u hatırlıyorum. Filmin ana karakteri de tıpkı buradaki gibi bir çiçekçiydi; bu benzerliği hatırlamak beni keyiflendiriyor.

Hot chicken’ın doğduğu şehirdeyim. Nashville’e gelmişken bu efsane lezzetin en iyisini, en otantiğini tatmak istiyorum. Prince’s Hot Chicken Shack. Burası sadece “iyi” olduğu için değil, aynı zamanda bu yemeğin çıkış noktası olduğu için özel. Rivayete göre, 1930’lu yıllarda bir intikam yemeği olarak doğan hot chicken, Prince ailesinin mutfağında başlamış ve zamanla Nashville’in simgelerinden biri hâline gelmiş. Hikâye şöyle; 1930’lu yıllarda Nashville’de yaşayan Thornton Prince adında yakışıklı, çapkın bir adam bir gece dışarıda geç saatlere kadar eğlenmiş ve sabaha karşı eve dönmüş. Evde bekleyen kız arkadaşı bu davranışına çok sinirlenmiş; onu cezalandırmak için tavuğuna çok acı biber koyup kızartmış. Thornton bu acılı tavuğu o kadar çok beğenmiş ki, sevgilisinin ceza diye yaptığı yemek, lezzetli bir keşfe dönüşmüş. Kardeşleriyle birlikte kısa süre sonra Prince’s Hot Chicken Shack’i kurmuşlar. Sonuçta bir kadın intikam için yapmış, bir adam çok beğenmiş ve sonra da koca şehir bu yemeğe sahip çıkmış. Nashville’de kaldığım sürece denediğim en iyi soslu kızarmış tavuk buydu diyebilirim. 

Enter as strangers and leave as friends / Yabancı olarak gir, arkadaş olarak çık. Nashville’de soslu kızarmış tavuktan daha çok beğendiğim bir restorandan bahsetmek istiyorum. Adı “Monell’s”. Nashville'de Güney'in “comfort food” (rahatlatan yiyecek) kültürünü yaşatan nadir adreslerden biri. Monell’s, 1905 yılında ev olarak inşa edilmiş. Mekân insanda sanki zaman durmuş ve geçmiş burada hâlâ devam ediyor hissi uyandırıyor. Uzun ahşap masalar, sade sandalyeler, duvarlarda eski tablolar... Ne abartı var ne tasarım iddiası. Her şey olması gerektiği kadar. Bu restoranda rezervasyon, sipariş verebileceğin garson ya da küçük masalar yok; 8-10 kişilik masalarda tanımadığın insanlarla sofranı paylaşıyorsun. Biz üç kişi gittiğimiz restoranda üç kişilik başka bir aile ile sofrayı paylaştık. İlk başta aramızda hafif bir çekingenlik olmadı değil ama o da uzun sürmedi. Çünkü sofraya yemek geldiği anda, mekânın yazılı olmayan kuralı devreye giriyor: Paylaş. Servis tabağını ya da mısır ekmeği sepetini sağından alıp solundaki misafire uzatıyorsun. Sabit bir menü yok, her gün değişiyor. Menüde köfte, tavuk, domuz eti, skillet fried chicken adıyla bilinen tavada kızarmış tavuk (her günün menüsünde tavuk mutlaka var). Yanlarına peynirli mısır lapası, taze fasulye, mısır ekmeği, patates püresi, salata geliyor. Tatlı olarak muzlu puding ve Pekan cevizli turta var. Çay-kahve sınırsız.

​​​​​​​

Nashville sokakları, özellikle Broadway Caddesi’nde her adımda başka bir hikâye, başka bir melodi karşılıyor sizi. Kimi zaman bir bara girip 20 yaşındaki bir gencin sesiyle büyüleniyorsunuz, kimi zaman bir sokak köşesinde country müziğin köklerine doğru bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Şehir öyle bir ruh taşıyor ki, burada müzik sadece bir eğlence değil, bir yaşam biçimi. Johnny Cash, Dolly Parton, Loretta Lynn ve Willie Nelson bu şehrin yetiştirdiği, şu an aklıma gelen isimlerden sadece birkaçı… Taylor Swift ve Keith Urban’ın çıktıkları mekan olan The Bluebird Cafe’de sahne alan şarkıcıları; "Acaba ileride bu kişiler de onlar gibi meşhur olurlar mı?" diye pürdikkat dinliyorum.

Johnny Cash Müzesi’ni gezmekse benim için başlı başına bir deneyimdi. Efsanevi sanatçının hayatına ve eserlerine tanıklık ederken, müziğin sadece kulakla değil, kalple de dinlenen bir şey olduğunu anlıyorsunuz. Müzede, karanlık bir köşede dinlediğim bir demo kayıt bile içimde derin izler bıraktı. Aklıma Cash’in hayatını anlatan Walk the Line filmi geliyor. Joaquin Phoenix’in harika oynadığı bu filmde, Cash’in eşi June Carter’ı oynayan Reese Witherspoon’a rolü Oscar kazandırmıştı. Bence Phoenix de ödülü hak ediyordu. Filmdeki tüm detaylar müzede daha bir yerine oturuyor. Oğluma iki Cash tişörtü alıp, müzeden ayrılıyorum.

​​​​​​​

Bu yolculuk bana sadece yeni yerler göstermedi, aynı zamanda ruhuma da iyi geldi. Müzikle yıkanan bir şehirde, insan kendi iç sesini de duymayı öğreniyor. Nashville’den kovboy çizmemle ayrılırken kalbim müzik ile dolu doluydu. Ve biliyorum ki bu şehirde duyduğum her melodi, içimde uzun süre çalmaya devam edecek. Dönüş yolunda havaalanına giderken aklımda tek bir soru vardı: Nashville müzikle mi güzel, yoksa müzik zaten Nashville mi?

 

Diğer yazılar

ŞEHNAZ KURDOĞLU

ŞEHNAZ KURDOĞLU kimdir?

1963 yılında Karamürsel’de doğan Şehnaz Kurdoğlu (Hopalı), uzun yıllar özel bir şirkette Halkla İlişkiler Müdürü olarak görev yaptı. Her zaman büyük bir tutku duyduğu televizyon dünyasına adım attı. Televizyonculuk kariyerine Türker İnanoğlu’nun asistanı olarak başlayan Kurdoğlu; sonra atv’nin popüler müzik-magazin programı "Elifnağme"nin yanı sıra, Süper Kanal’da ekrana gelen "İstanbul Köşe Bucak" ve "İstanbul Adım Adım" programlarının yapımcılığını üstlendi. Süper Kanal bünyesindeki Yayın Koordinatörlüğü görevinden doğum sebebiyle ayrıldı. Dergi kapanana kadar Amerika’da yaşayan Türklere hitap eden "Mezun Life" dergisinde röportajlar yaptı.Amerika’ya yerleştikten sonra, "Otelcilik ve Mutfak Sanatları Yönetimi" (Hospitality and Culinary Management) bölümünü bitirdi. Kurdoğlu, artık VGN platformunda hayata dair yazılarıyla okuyucularıyla buluşacak.