CHP’de "Erken" Hesaplar
23 Nisan’ın coşkusunu geride bırakırken, Ankara’nın gri sokaklarında çocuk bayramının neşesinden çok, siyasetin soğuk hesapları konuşuluyor. CHP, yerel seçim zaferinin sarhoşluğunu üzerinden atamadan kendini "erken seçim" ve "adaylık" kıskacına hapsetmiş durumda. Peki, gerçekten neler oluyor o cam binanın koridorlarında?
İmamoğlu ve Yavaş: Bir Satranç mı, Bir Dayatma mı?
Son günlerin en popüler iddiası; Ekrem İmamoğlu’nun Mansur Yavaş’ı bir şekilde yanına çekmek ya da "istiyor" gibi görünerek saf dışı bırakmak istediği yönünde. Ancak burada sormamız gereken soru şu: İmamoğlu gerçekten bir ortaklık mı arıyor, yoksa Yavaş’ın o meşhur sessizliğini bir "risk yönetimi" olarak mı kullanıyor?
Mansur Yavaş cephesinde ise durum daha karmaşık. Dışarıdan "devlet adamı vakarı" gibi pazarlanan o tutum, aslında giderek bir "hareketsizlik sendromuna" dönüşüyor. Yavaş, risk almayan, suya sabuna dokunmayan ve sadece diğer aktörlerin hata yapmasını bekleyen bir pozisyonda. Bu pasiflik, bir noktadan sonra seçmende "umut" değil, "atalet" hissi yaratmaya aday.
İmamoğlu sahada her topa girerken, Yavaş’ın kalesinden çıkmaması onu bir "kurtarıcı" mı yapar yoksa "yedek kulübesinin kalıcı ismi" mi, bunu zaman gösterecek.
Milletten Kopuş: Sandık Tek Çare mi?
CHP yönetiminin son dönemdeki "Geçim yoksa seçim var" sloganı kulağa hoş gelse de, partinin enerjisinin büyük kısmının tüzük kurultaylarına, eski liderle girilen hukuk savaşlarına ve "kim aday olacak?" kavgalarına harcandığı bir gerçek. Seçmen, 31 Mart’ta "bize dönün" dedi; ancak bugün CHP, halkın mutfağındaki yangını söndürmek yerine, o yangının dumanıyla kendi içindeki "çok başlılığı" gizlemeye çalışıyor gibi bir görüntü veriyor.
Erken Seçim mi, Kaçış mı?
Erken seçim bastırmaları, iktidarı sıkıştırmaktan ziyade parti içi muhalefeti susturmanın bir yolu haline mi geldi? Eğer bugün bir seçim olsa, CHP kendi içindeki bu üçlü yapıyı (İmamoğlu’nun proaktif kanadı, Yavaş’ın sessiz bekleyişi ve Kılıçdaroğlu’nun hukuki direnci) tek bir potada eritebilecek mi?
CHP şu an "kazanan takımın içindeki kavga" sendromunu yaşıyor. İmamoğlu’nun hırsı ile Yavaş’ın aşırı temkini arasındaki makas açıldıkça, aradan bir "üçüncü yol" ya da "kaos" çıkması işten bile değil.
Millet, tenceresinin nasıl kaynayacağını duymak isterken, CHP’nin hala "kimin eli kimin cebinde" siyaseti yapması, yerel seçimdeki o büyük kredinin hızla tükenmesine neden olabilir.