İktidar yeni Anayasa için el mi yükseltiyor?
Türkiye siyaseti, 3 Mayıs 2026 itibarıyla son on yılın en ilginç ve bir o kadar da karmaşık denklemlerinden birine sahne oluyor. Bursa ve Karabük hattından gelen açıklamalar, Amedspor’un Süper Lig’e "sessiz ve onaylı" yükselişi, tutuklu belediye başkanları ve bazı sanıkların tahliyesiyle başlayan hava; akıllara tek bir soruyu getiriyor: AK Parti, yeni anayasa hedefi için Kürt seçmeni ve muhalefeti de içine alan devasa bir strateji değişikliğine mi gidiyor?
Bu stratejinin kodlarını okumak için önce Bursa’ya bakmak gerekiyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Büyükgümüş’ün Bursa Bölge Strateji Toplantısı’nda kullandığı, "CHP bizim düşmanımız değil, rakibimizdir" ifadesi, sıradan bir üslup düzeltmesi değildir. Bu açıklama, yıllardır tahkim edilen "hasım" duvarlarının bizzat iktidar eliyle esnetilmesidir. İktidar, ana muhalefeti "meşru rakip" konumuna çekerek, aslında yeni anayasa masasında ihtiyaç duyacağı o geniş mutabakatın psikolojik zeminini hazırlıyor. Bursa’daki bu çıkış, anayasa masasına davet için uzatılan bir elden ziyade, masanın etrafındaki sandalyeleri önceden düzenleme gayretidir.
Ancak denklemin en çarpıcı halkası, sporun siyasal iklimdeki sembolik gücüyle örülüyor. Amedspor’un Süper Lig’e çıkış süreci ve bu sürece eşlik eden "devlet aklı"nın sağduyulu tutumu, bölgeyle kurulan yeni bir köprü niteliğinde. Yıllarca deplasman yasakları ve güvenlik krizleriyle anılan bir kulübün bugün en üst lige taşınması, Kürt seçmenin siyasal ve sosyal sistemle bağlarını yeniden formüle etme çabasının bir sonucudur. Bu durum, tutuklu belediye başkanlarının ve bazı sanıkların tahliye süreçleriyle birleştiğinde; akıllara "Yeni bir çözüm süreci mi pişiriliyor?" sorusunu getiriyor. Yeni anayasa için gereken kritik Meclis çoğunluğu ve toplumsal rıza, iktidarı Kürt siyasetinin temsilcileriyle daha "geçişken" ve yumuşak bir dille iletişim kurmaya zorluyor.
Bu noktada Karabük’te yükselen ses, bu stratejik hamlelere karşı sokağın barikatını kuruyor. Özgür Özel’in Karabük mitinginde taşeron işçilere kadro sözü vermesi ve "AK Parti sizi boş bir kola kutusu gibi ezip geçti" diyerek ekonomik yıkımı hatırlatması; muhalefetin bu "yumuşama" iklimine karşı gardını düşürmeyeceğinin ilanıdır. İktidar anayasa ve bölgesel normalleşme kartlarını masaya sürerken, muhalefet "mutfak ve sandık" kartıyla mukabele ediyor.
Karabük’teki meydan okuma, iktidarın "düşman değil rakip" söylemine verilmiş en net yanıttır: "Eğer rakipsek, o zaman sokağın gerçeklerine ve milletin iradesine gel."
Sonuç olarak Türkiye, adına ister "demokratik restorasyon" diyelim ister "yeni anayasa mühendisliği", büyük bir dönüşümün eşiğinde.
Amedspor’un şampiyonluğuyla sağlanan toplumsal deşarj, Bursa’daki stratejik dil değişikliği ve tahliyelerle gelen yumuşama havası; aslında tek bir hedefe, yani yeni bir toplumsal sözleşme masasına hizmet ediyor. Ancak bu masanın ayakları; sadece söylemlerle değil, somut hukuk reformları, basın özgürlüğü ve şeffaf bir ekonomiyle yere basmak zorundadır. 3 Mayıs 2026, tarihe belki de Türkiye’de "yeni bir dönemin başladığı gün" olarak geçecek ya da tüm bu hamleler, iktidarın son ve en büyük anayasal hamlesi öncesi verilen stratejik bir mola olarak hatırlanacaktır.