Kuyucaklı Yusuf’tan kampüslere uzanan gölge
Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’undan Gülistan ve Rojin’e: Değişmeyen "İzzet Bey" Düzeni
Edebiyat bazen sadece bir hikâye anlatmaz; bir toplumun yüzyıllık "karanlık genetiğini" deşifre eder. Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf romanındaki Yeni Kaymakam İzzet Bey, adaleti sağlamak yerine kasabanın nüfuzlu katilleriyle iş tutan, onları korumak için devletin tüm imkanlarını seferber eden o kirli bürokrasinin sembolüdür.
Bugün Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku cinayetini ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümünü tartışırken, aslında hâlâ o meşhur romandaki bağ evi sofrasında oturuyoruz.
I. Perde
İzzet Bey’in Sofrası ve Şakir’in Dokunulmazlığı
Kuyucaklı Yusuf’ta İzzet Bey, kasabanın zengin ve şımarık genci Şakir ile suç ortaklığına varan bir ahbaplık kurar. Şakir’in her türlü cürmüne makamının gücüyle yol verir. İzzet Bey bizzat katil değildir ama katile "dokunulmazlık" sağlayan, jandarmayı susturan, Yusuf’u evinden uzaklaştırıp Muazzez’i Şakir’in insafına terk eden asıl karanlık iradedir. Bu "oğulları ve yakınları koruma" kalkanı, masumiyetin canına okur.
II. Perde
Munzur’un Kıyısındaki "Bürokratik Duvar": Gülistan Doku
Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku cinayetinde şüphelerin odağındaki ismin dönemin Tunceli Valisi’nin oğlu çıkması, romanın o karanlık sayfalarını günümüze taşıdı. Ancak burada İzzet Bey’in (Vali) tek başına olmadığını; doktorların, bazı polislerin ve adli mekanizmaların gerçeğe nasıl siper olduğunu gördük.
Özellikle Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yönetimindeki mülki idare anlayışının yarattığı o aşılmaz zırh nedeniyle bu dosya yıllarca bir arpa boyu yol alamadı. Soylu’nun "valilerimi yedirtmem" üslubuyla harmanlanan o dönemde, mülki amirlerin ve yakınlarının hukuk üstü sayıldığı bir iklimde Gülistan’ın davası adeta bir "cezasızlık" duvarına çarptırıldı. Ancak o dönem kurulan bu barikatlar nihayet yıkıldığında; vali ve oğlunun gözaltına alınmasıyla o aşılmaz sanılan zırh en büyük darbesini aldı.
III. Perde
Van Kampüsünde "Şevli" Sarmalı: Rojin Kabaiş
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümüyle ilgili ortaya atılan iddialar ise, meseleyi tam bir "eşraf-akraba-bürokrasi" ortaklığına dönüştürüyor. İddialar, romandaki Şakir ve İzzet Bey ilişkisini aratmayacak kadar vahim.
Kuzen Murat Şevli ve Örtbas İddiası
Kamuoyunda yankılanan en ağır iddia; Rektör Hamdullah Şevli’nin kuzeni Murat Şevli’nin, Rojin’in ölü bulunmasıyla doğrudan bir bağlantısı olduğu yönünde. Eğer Murat Şevli bu karanlık denklemin içindeyse, Rektör Hamdullah Şevli’nin olayı "intihar" veya "kaza" diyerek hızla kapatma çabası, akademik bir yönetim refleksi değil; bir "kuzenleri ve oğulları koruma" operasyonudur.
Soylu Döneminden Kalan Cezasızlık Mirası
Süleyman Soylu döneminden miras kalan o "yakınını ve nüfuzlu olanı koruma" kültürü, Van YYÜ kampüsünde de mi hayat buluyor? Dosyanın dava açılmayacak şekilde zayıflatılmaya çalışılması, tıpkı Gülistan Doku dosyasındaki o ilk yılların karanlığını anımsatıyor. İzzet Bey’in Şakir’e yol vermesi gibi, Van’da da makamın gücü gerçeği açığa çıkarmak yerine "kuzeni muhafaza etmek" için mi seferber ediliyor?
Sistematik Çürüme ve Sessizliğin Ortaklığı
Bu olaylar arasındaki benzerlikler tesadüf değildir; bu bir sistem çürümesidir. İzzet Beyler isim değiştirir; bazen kaymakam, bazen vali, bazen de bir üniversite rektörü olur. Şakirler ise her dönem o makam sahiplerinin oğlu, yeğeni veya kuzeni olarak o gölgede genç kadınların hayatına kastetmeye devam eder.
Gülistan Doku davasındaki o yıllarca süren çözümsüzlük, bir dönemin mülki idare zihniyetinin iflasıdır. Şimdi aynı zihniyetin Rojin Kabaiş dosyasını da bir karanlığa hapsetmesine izin verilmemelidir. Adalet; rektör ve valilerin unvanından, Süleyman Soylu döneminden kalan nüfuz artıklarından ve "kuzenleri ve oğulları koruma" sevdasından daha üstün tutulmadığı sürece, Türkiye’nin her kampüsü birer Kuyucaklı Yusuf trajedisine sahne olmaya devam edecektir.