Her şey satıldığında bizim geriye neyimiz kalacak?
Parsel Parsel Özelleştirme
Her Şey Satıldığında Geriye Ne Kalacak?
Türkiye, üretmek yerine satarak günü kurtarmaya çalışan bir ekonomi anlayışının bedelini ödüyor.
Fabrikalar bitti, madenler bitti, limanlar bitti; şimdi sıra evimizin önündeki yola, köprüye geldi. Şunu sormak hakkımız: Her şeyi sattığınızda geriye gerçekten vatan dediğimiz o bütünlükten ne kalacak?
Babalar gibi satarız dediklerinde belki de birçoğumuz bu işin buraya kadar varacağını tahmin etmemiştik. 2002 yılında iktidara gelen AKP, geride bıraktığımız 24 yılda Türkiye’nin onlarca yıllık birikimini, fabrikalarını, limanlarını ve topraklarını bir bir elden çıkardı.
Bugün ise gelinen nokta trajikomik: Artık sadece yeni yaptıkları garantili yolları değil, 50 yıllık Boğaz köprülerini bile satmaya hazırlanıyorlar.
2002'den Bugüne: Neler Gitti?
Şöyle bir geriye dönüp bakalım; AKP dönemi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük varlık satışı dönemi olarak kayıtlara geçti.
Rakamlar devasa
Yaklaşık 72 milyar dolarlık bir varlık kamu elinden çıktı. Cumhuriyet’in dişinden tırnağından artırarak kurduğu kaleler birer birer özel sektöre devredildi.
TÜPRAŞ, PETKİM, ERDEMİR
Sanayinin devleri, stratejik üretim güçlerimiz gitti.
Türk Telekom: Haberleşmenin kalesi satıldı, içi boşaltıldı, borç batağına sürüklendi.
Şeker Fabrikaları: Yerli üretimin ve çiftçinin can damarı söküldü.
Limanlar ve Elektrik Dağıtım Şebekeleri: Artık her ay ödediğimiz faturaların rotası kamu değil, özel şirketlerin kâr hırsı.
Peki, bu kadar satıştan elde edilen milyarlarca dolar nerede?
Bugün hala derin bir ekonomik krizle, geçim sıkıntısıyla boğuşuyorsak; bu miras yedilik bize ne kazandırdı?
Şimdi Sıra Eski Köprülerde:
Boğaziçi ve FSM Satışta!
Özelleştirme İdaresi’nin son hamlesi ise kelimenin tam anlamıyla şoke edici. Yıllardır vatandaşın vergileriyle ayakta kalan, borcu çoktan bitmiş, İstanbul’un silüeti olan 15 Temmuz Şehitler (Boğaziçi) Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü satış listesinde.
Tulumbada su bitti, satacak fabrika kalmadı, şimdi sıra aile yadigarlarında. Elli yıl önce yapılmış, halkın öz malı olmuş yapıları satmak, gelecek nesillerin hakkını ipotek altına almaktan başka bir şey değildir.
Yürümek Yasak, Satmak Serbest!
Tüm bu parsel parsel satış politikasına karşı anayasal hakkını kullanmak isteyenlere ise yine tanıdık bir engel çıktı. CHP’nin bu talana dur demek ve köprülerin satışına dikkat çekmek için planladığı yürüyüş, valilik engeline takıldı.
Güvenlik gerekçeleriyle yasaklanan bu yürüyüş, iktidarın artık eleştiriye ne kadar tahammülsüz olduğunun en net göstergesi. Devletin mülkünü satarken milletin menfaati diyenler, aynı milletin sesini duyurma hakkını görmezden geliyor.
Bir yanda satılan köprüler, diğer yanda o köprülerin halka kapatılan yolları...
Kurtuluş mu, Yangından Mal Kaçırmak mı?
Gelelim o can alıcı soruya: Bu satışlar ekonomiyi kurtarmak için mi, yoksa hazinedeki boşluğu kapatmak için yapılan bir yangından mal kaçırma hamlesi mi?
Cevap ne yazık ki rakamlarda saklı. Eğer bu satışlar ekonomiyi kurtarmak için olsaydı, geçtiğimiz 24 yılda satılan 70 küsur milyar dolarla Türkiye bugün teknoloji devleri yaratmış, dış borcunu sıfırlamış ve üretim ekonomisine geçmiş olurdu. Oysa biz, satılan her varlıktan sonra daha fazla borçlandık, daha fazla dışa bağımlı hale geldik.
Bugün köprülerin satışa çıkarılması bir "ekonomik vizyon" değil, bir "hazinede nakit krizi" işaretidir. Üretim çarkları durduğu, dış kaynak kesildiği ve lüks harcamalar dizginlenemediği için; iktidar elde kalan son "nakit üreten" kaleleri de elden çıkararak günü kurtarmaya çalışıyor. Bu bir kurtuluş hamlesi değil; iflasın eşiğine gelmiş bir tüccarın, dükkanın demirbaşlarını satarak borç ödeme telaşıdır. Yani tam anlamıyla bir yangından mal kaçırma sürecidir.
Sonuç Olarak...
Bu gidişat, sadece ekonomik bir tercih değil; bir hafıza ve egemenlik krizidir.
Fabrikalarımızı, limanlarımızı sattınız; şimdi köprülerimize göz diktiniz. Ancak şunu unutmamak gerekir: Bir ülkenin zenginliği sattıklarıyla değil, ürettikleriyle ölçülür. Köprüleri satsalar da, bu halkın adalet ve mülkiyet hakkı yürüyüşünü sonsuza dek durduramayacaklar.