Siyasette tartışılan transferler
Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın bugün AK Parti’ye geçişi, Türk siyasetinde ilkelerin nasıl kişisel ikballere ve dosyalara feda edildiğinin en taze örneği oldu. Dün "Atatürk’ün yolundayım" diyerek seçmenden oy alanların, bugün rozet değiştirerek başka kapılara sığınması halkın iradesine yönelik açık bir gasptır.
Rozet Siyaseti ve Güvence Arayışı
Burcu Köksal’ın bu adımı, akıllara hemen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun geçişini getirmektedir.
Çerçioğlu’nun beraberindeki ilçe belediye başkanlarıyla birlikte CHP’den kopup AK Parti saflarına katılması; yolsuzluk iddiaları ve özellikle PTT dosyaları üzerinden yürütülen yargı baskısından kurtulma çabası olarak yorumlanmıştı. Bugün Afyon’da gördüğümüz tablo, Aydın’da yazılan o senaryonun bir devamı niteliğindedir.
Transfer Zincirinin Halkaları
Sadece Aydın ve Afyon değil; Gaziantep Şehitkamil ve Yalova Altınova gibi belediyelerde de benzer süreçlerin yaşanması, CHP’li belediyelerde sistematik bir "savunma mekanizması" kurulduğunu düşündürüyor. Seçim meydanlarında muhalefet diliyle halkı ikna edenlerin, koltuk sallandığında veya dosyalar kabarırken iktidarın kollarına koşması, siyasi ahlakın sorgulanmasına neden olmaktadır.
Halkın Yoksulluğu ve Siyasetin İkiyüzlülüğü
Tüm bu koltuk pazarlıkları ve dosya kapatma operasyonları dönerken, mutfaktaki yangın ve halkın derin yoksulluğu kimsenin umurunda değil.
AK Parti, dün "yolsuzlukla suçladığı" isimlere bugün kucak açarak siyasi bir ikiyüzlülük sergiliyor.
Dünün "dosyalı" başkanları, bir rozetle adeta "aklanmış" muamelesi görüyor. Olan ise her ay enflasyon altında ezilen, liyakatsiz atamaların ve bu siyasi manevraların faturasını ödeyen vatandaşa oluyor.
"Milliyetçilik"ten Aynı Çatı Altına
Daha düne kadar aşırı uç milliyetçi söylemleriyle prim yapan, AK Parti’nin çözüm sürecini "vatana ihanet" derecesinde sert eleştiren Çerçioğlu ve Köksal gibi isimlerin; bugün bizzat o eleştirdikleri yapı ile aynı partide siyaset yapma noktasına gelmesi ise siyasi bir ironidir. Dün "çözüm süreci" üzerinden vatan-millet edebiyatı yapanlar, bugün şahsi geleceklerini veya yönetim alanlarını koruma adına o günkü sözlerini bir kenara bırakıp iktidar safına dahil olmaktadır.
Bu durum, hem iktidarın hem de saf değiştiren başkanların, halkın milli duygularını dönemsel bir araç olarak gördüğünü kanıtlamaktadır.
Siyasetin bu sarmaldan kurtulması için atılması gereken adımlar aslında net.
"Para ve Güç" Değil, Sandık Odaklı Seçim
Muhittin Böcek örneğinde dile getirilen iddialar, siyasetin nasıl bir "pazarlık nesnesine" dönüştürüldüğünün en acı göstergesidir. Eğer bir aday, partisine ve halkına olan borcunu değil de, kendisini oraya getiren "belirli isimlere" olan diyetini ödemeye çalışıyorsa, o belediyede şeffaflıktan bahsedilemez.
Seçmen, artık sandıkta verdiği oyun pazarlık masalarında bozuk para gibi harcanmasını istemezken yolsuzluğa bulaşmış başkanların da parti değiştirmeye fırsat kalmadan partiden ihraç edilmesi gerekir. Aksi durum, ana muhalefetin de yolsuzluğa bulaşmış isimleri koruyarak göz yumduğu anlamını ortaya çıkarır.