Tasfiye Memuru Kılıçdaroğlu
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği "mutlak butlan" kararı, Türk siyasi tarihine "hukuk eliyle parti gasp etme" operasyonunun en utanç verici örneği olarak geçti.
Ana muhalefet partisine adalet cübbesi giydirilerek yapılan bu açık darbeye karşı en sert, en onurlu duruşu sergilemesi gereken Kemal Kılıçdaroğlu ise kendisinden beklenen "koltuk hırsını" bir kez daha tescilledi. Delege iradesini, sandığı ve seçmenin umudunu tek bir hamlede çöpe atan Kılıçdaroğlu, yargı zoruyla önüne atılan genel başkanlık görevini zerre utanıp sıkılmadan, koşa koşa kabul etti. Bugüne kadar bu partinin "öz evladı", "bilge lideri" ya da "demokrat dedesi" maskesiyle pazarlanan zihniyet, bu kirli kabulle birlikte tarihin çöplüğüne gömüldü.
Karşımızdaki figür bir mağdur değil; koltuk iştahı uğruna her türlü anti-demokratik senaryoyu meşrulaştıran, partisini Saray adliyelerine meze yapmaktan çekinmeyen "iktidarın en sadık, en kullanışlı tasfiye aparatıdır."
Olayın adli kılıfını biraz araladığımızda karşımıza çıkan kusursuz kronolojik senkronizasyon, Kılıçdaroğlu’nun aslında kime ve hangi amaca hizmet ettiğinin matematiksel netlikte bir suçüstü belgesidir.
Kararın resmen açıklanmasından tam bir gün önce, iktidar kanallarının ve Saray trollerinin "Butlan kararı çıkacak, Kılıçdaroğlu geri dönüyor" diye adeta zafer çığlıkları atması, bu tezgahın nerede kurulduğunu zaten ortaya çıkarmıştı. Hemen ardından, resmi ilandan 24 saat önce Kılıçdaroğlu’nun sosyal medyadan "göreve hazırım" imalı manifesto yayınlaması ve CHP’li 21 milletvekilinin bu paylaşımı adeta bir hiyerarşi tescili gibi aynı anda yeniden paylaşması (RT etmesi) tek bir gerçeği kanıtlar: Karar mahkeme salonlarında değil, Saray dehlizlerinde çoktan yazılmış, aktörlerin eline de suflörler aracılığıyla bir gün önceden tutuşturulmuştu.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyeri, iktidarın sıkıştığı her virajda ona can suyu veren kritik hamlelerle doludur. Milyonların isyanına, anketlerin feryadına kulak tıkayıp Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde "Ben adayım" inadıyla ülkenin geleceğini iktidara altın tepside sunan o uğursuz irade neyse, bugün mahkemenin darbe kararını "görev kabulümdür" diyerek selamlayan irade de birebir aynıdır. Eğer Kılıçdaroğlu iddia edildiği gibi bu partinin ve ülkenin geleceğini zerre düşünseydi, "Sandıkla, delege iradesiyle gittiğim yere, iktidar güdümlü bir hakimin cübbesine sarılarak dönmem. Bu CHP’ye kayyum atamaktır, reddediyorum" der ve bu kirli oyunu bozardı.
Ama o ne yaptı? "Kenetlenme vakti" edebiyatıyla, Saray yargısının darbe kararını meşrulaştıran o koltuğa arsızca oturdu. Halkın %65’inden fazlasının "Asla oy vermem" dediği tasfiye edilmiş bir figürü yargı zoruyla yeniden muhalefetin başına monte etmek, AKP’nin 2028 planının en büyük yatırımıdır; Kılıçdaroğlu da bu yatırımın en hevesli müteahhididir.
Günün sonunda modern demokrasilerde partilerin liderleri hakim kararlarıyla değil, sandıkla belirlenir. Yargı eliyle ana muhalefete kayyum atayıp, bu görevi de güle oynaya kabul etmek, muhalefeti tamamen işlevsiz kılma operasyonudur. İktidar blokunun tek bir mahkeme kararıyla muhalefetin içine fitne sokup, sokağı ve tabanı birbirine kırdırdığı bu ortamda, enflasyon ve asgari ücretlinin çilesi yine gölgelenmiştir. Kararın çıktığı gün arka kapıdan milyarlarca dolar satılarak ekonomik talan gizlenirken, Özgür Özel ve ekibi ise süreci yönetemeyen, hukuki ablukaya karşı pasif kalan ve "emanetçi başkan" algısını yıkamadan altındaki halının çekilmesini sadece izleyen bir aktör olarak kalmıştır.
Saray'ın bu yargı darbesine karşı Genel Merkez önünde örgütü toplayan Özgür Özel, adeta meydan okuyarak zehir zemberek açıklamalarda bulundu. Yaşanan kepazeliğe karşı "Bu hukuk ve mantık dışı kararla delegenin, milletin iradesine bir kez daha darbe vurulmuştur. Siyasi rekabetin adresi mahkeme salonları değildir" diyen Özel, iktidar yargısıyla koltuk kapma yarışına girenlere de şu keskin sözlerle yüklendi: "Allah hiç kimseyi partililerin, milletin gönlünde butlan olacak pozisyona düşürmesin! Önemli olan milletin gönlünde olmak, orada butlana düşmemektir."
Bu kirli senaryonun en pespaye, en mide bulandırıcı perdesi ise kararın hemen ardından, esen rüzgara göre eğilenlerin sergilediği o biat tiyatrosudur. Yaşananlar tam bir siyasi nankörlük ve omurgasızlık vesikasıdır; zira bu isimler ilk günden beri katı birer Kılıçdaroğlucu olmalarına rağmen, Özgür Özel parti içi birliği sağlamak adına kendi ekibini ezmiş ve örneğin Ahmet Akın’ı Balıkesir’den büyükşehir adayı göstererek önünü açmıştı. Ancak o gün uzatılan iyi niyet eli, ilk fırtınada Özgür Özel’in bağrına saplanan bir hançere dönüştü.
Üstelik bu süreçteki çifte standart, oyunun büyüklüğünü gözler önüne seriyor. Ülke genelinde pek çok CHP’li belediye başkanına iktidar yargısı tarafından abluka uygulanır, uyduruk gerekçelerle soruşturmalar açılır ve hatta tutuklamalar yaşanırken, her ne hikmetse bu "iktidar yargısı" Ahmet Akın’a hiç uğramadı. Diğer belediyeler abluka altındayken adeta görünmez bir zırhla korunan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı, iktidar medyasının ekranlarında ve Ahmet Hakan gibilerin köşelerinde de hep el üstünde tutuldu; Saray senaryolarına ve arkadaki Kılıçdaroğlu kliğine sinsi bir muafiyetle asla dokunulmadı.
İşte bu konforlu alanda büyütülen Ahmet Akın, rengini ilk saniyede belli etti. O sırada Kılıçdaroğlu’nun Ankara’daki ofisinde bulunan gazeteci Ümit Kartal’ın kamuoyuna yansıyan birebir şahitliğine göre; mahkemenin mutlak butlan kararı odaya ulaştığı an, Özgür Özel’in aday yapıp koltuk sahibi ettiği Ahmet Akın ve peşinden CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat, büyük bir sevinçle Kılıçdaroğlu’nun eline sarılarak eğilip elini öpmüşlerdir. Dün kurultay delegesinin iradesiyle devirdikleri liderin önünde bugün "el öpme" kuyruğuna girenler, iktidarın ekmeğine yağ sürerken siyaset kurumunun haysiyetini ayaklar altına almışlardır.
Tüm bu tiyatronun başrolündeki Kılıçdaroğlu ise her zamanki pişkinliğiyle kameraların karşısına geçip adeta bir "kurtarıcı" edasıyla açıklama yaptı. Bu yargı darbesini bir ayıp olarak görmek yerine fırsatçılıkla sahiplenen Kılıçdaroğlu, "Mutlak butlan kararı Türkiye’ye ve CHP’ye hayırlı olsun" diyerek niyetini açık etti. Sosyal medya hesabından da pişkinliğe devam ederek, "Mahkemenin vermiş olduğu karar bir ayrışma vesilesi değil, asırlık çınarımızın altında kenetlenme fırsatı olmalıdır. Biz bir aradayız" ifadelerini kullandı.
Kendisine sunulan "Saray yapımı" koltuk havucunu gördüğü an hukuku da, delege iradesini de, seçmenin umudunu da çiğnemekten çekinmeyen bu zihniyet, CHP’yi iktidarın mahkeme salonlarında meze yapmıştır.