İlber Ortaylı'ya veda
“Hayat çok kısa... İnsanlar bazen çok güzel olsalar da genç yaşta ayrılabiliyorlar. Bütün mühim olan şey, tayin edemeyeceğimiz bir ömrü verimli hale getirmek. Huzursuz insanlar verimli olamazlar. Hem kendini yer bitirir hem de etrafını” demiş bir söyleşisinde İlber Ortaylı. “Ona göre program yapın” diye de gençleri uyarmış.
Bugün bu bilge insanı kaybettik. Türkiye’nin kültürel belleği, tarihçilerin kutbu ve hepimizin "İlber Hocası" artık aramızda değil. Onun gidişiyle sadece büyük bir alimi değil, aynı zamanda toplumun vicdanı olan bir sesi de yitirdik.
İlker Başbuğ sosyal medya hesabından takipçileriyle üzüntüsünü paylaşmış: "Ortak paylaşımlarda bulunabildiğiniz ve bilgi birikimine büyük hayranlık duyduğunuz, yürekten sevdiğiniz değerli insanların kaybı, insanın içinden de bir şeyleri alıp götürüyor. İlber Ortaylı'nın yerini doldurmak çok zor. Kaybımız çok büyük" diyor. Çok haklı. Benim bilgi birikimim asla onun seviyesinde değil, olamaz ama onu dinlemek, ondan sünger gibi bilgileri aklıma çekebilmek için söyleşilerini keyifle dinlerdim. Murat Bardakçı, Fatih Altaylı ve Pelin Batu ile yaptıkları söyleşiler hazine gibiydi. Pelin Batu’ya o "hoca-öğrenci" didişmesi içindeki takılmalarını, "Evladım sen modern eğitim aldın ama bu eski metinleri çözemezsin" diyerek araya girişlerini izlemek büyük bir keyifti. Programın sonunda birçok bilgi sahibi olur, sonra da "ne kadar az şey biliyorum" diye kitaplara sarılırdım. Kaçırdığım bir söyleşisi olursa da YouTube'tan açar izlerdim.
Sadece ekranlarda değil, özel hayatında da tam bir "genç ruh" ve dünya vatandaşıydı. 21 Mayıs 1947’de bir göçmen kampında başlayan, Chicago Üniversitesi’nde efsanevi tarihçi Halil İnalcık’ın öğrencisi olmasıyla devleşen o muazzam hayat hikayesi, bugün Türkiye’nin kültürel belleği haline geldi. Celal Şengör ile olan o meşhur atışmaları, Celal Bey ile konuşurken "gözlerini dinlendirmesi" ve uyandığında tek bir cümleyle konuya nokta koyması hepimizin hafızasında birer tatlı anı olarak kalacak.
Lisan konusundaki tavrı, onu dinleyen herkes için başlı başına bir ölçüydü. İlber Ortaylı’ya göre dil bilmeyen insan, ne tarihi derinlemesine anlayabilir ne de dünyayı gerçek anlamda okuyabilirdi. Onun çok dilliliği, birkaç yabancı dili konuşabilmekten ibaret değildi; çocukluk yıllarında Almanca ve Rusçayla büyümüş, ilerleyen dönemde İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Farsça, Osmanlı Türkçesi ve Latinceye uzanan güçlü bir dil birikimi edinmişti. Bu sayede yalnızca tarih anlatan bir isim değil, kaynakları farklı dillerden doğrudan okuyup çözümleyebilen gerçek bir tarihçi oldu. Gençlere de sık sık en az iki, hatta üç lisan öğrenmeleri gerektiğini söyler; dil bilmeden ne tarih yapılabileceğini ne de dünyanın hakkıyla gezilip anlaşılabileceğini vurgulardı. Gramerin ciddiyetini ve kelimelerin kökenine inmenin önemini ondan dinlemek ise insana, kendi ana diline bile yeniden ve daha dikkatli bakmayı öğretirdi.
İlber Ortaylı, sosyal medya hesabındaki son paylaşımında adeta bir veda niteliğinde dersler vermişti. Savaşın yarattığı yıkımı ve masum insanların çektiği acıyı dile getirmiş; hiçbir gerekçenin şehirlerin bombalanmasını ve çocukların ölmesini haklı çıkaramayacağını yazmıştı. Ayrıca bazı siyasetçilerin seviyesiz dili ve entelektüel yetersizliğini eleştirerek, devlet adamlığındaki kalite düşüşüne de sert bir dikkat çekmişti. Türkiye ve İspanya gibi “akil” ülkelerin öncülüğünde bu saldırganlığa artık bir “dur” denmesi gerektiğini vurgulayan bu sözleri, ondan bizlere kalan son sağduyu çağrısı gibiydi.
Ülkemizin bu düşünce yapısında, eğitimli insanlara çok ihtiyacı var. Biz böyle değerli bir insanı kaybettik. Kendisinin dediği gibi; ona gittiği yerde güzel tesadüfler diliyorum.