Milyon dolarlık patiler ve sessiz miraslar
Servet ve ölüm arasındaki o ince çizgi, bazen aile bağlarını güçlendirir, bazen de herkesi hayrete düşüren kararlara zemin hazırlar. Ömür boyu büyük emeklerle biriktirilen para ve gayrimenkuller, son nefeste kime emanet edilir? Gözü gibi baktığı bir evlada mı, sadakatiyle yanında olan bir dosta mı, yoksa gümüş tabakta servis edilen mamasını bekleyen bir kediye mi? Dünya çapında pek çok dev isim, miras tercihlerini açıklarken herkesi ters köşeye yatırdı. Bazıları evlatlarını kendi ayakları üzerinde durmaları için servetinden mahrum bırakırken, bazıları ise lüks içindeki yaşamını bir kediye ya da bir tavuğa devretmeyi seçti.
Dünyaca ünlü moda tasarımcısı Karl Lagerfeld, 2019 yılında 85 yaşında hayatını kaybetti. Lagerfeld, mirasının önemli bir kısmını çok sevdiği kedisi Choupette’in lüks yaşamını sürdürebilmesi için ayırdı; servetinin geri kalanını ise yakın çalışma arkadaşları ve asistanlarından oluşan sadık ekibine bıraktı. Choupette hâlâ markalarla iş birliği yaparak kendi parasını kazanmaya devam ediyor. Bakıcıları onun her gün taranmasından, gözlerinin temizlenmesinden ve gümüş tabaklarda servis edilen öğünlerinden sorumlu. Mirasçıları da bu konuda isyanda ve miras davası hâlâ devam ediyor.
İngiltere'nin ünlü Blackwell's kitap zincirinin ve yayınevinin sahibi olan ailenin oğlu Miles Blackwell, 2001 yılında 56 yaşındayken hayatını kaybetti. Eşini kendisinden sadece üç hafta önce kaybeden ve çocuğu olmayan Blackwell, mirasının 10 milyon sterlinlik (yaklaşık 15 milyon dolar) devasa bir kısmını çok sevdiği tavuğu Gigoo'ya bıraktı.
Alexander McQueen’in vasiyeti sayesinde Minter, Juice ve Callum ölene kadar McQueen’in güvendiği bakıcılar tarafından bakıldı. Bakıcıların tek görevi, köpeklerin McQueen hayattayken alıştığı "yüksek standartlı" yaşamı (özel yürüyüşler ve organik beslenme dâhil) birebir devam ettirmekti. Henüz hayatta olan Oprah Winfrey'in, vefatından sonra beş köpeğinin yaşamlarını sürdürebilmesi için 30 milyon dolarlık bir fon ayırdığı sıkça konuşuluyor.
Bu paralar nasıl yönetiliyor?
Genellikle bu paralar hayvanlara doğrudan "nakit" olarak verilmiyor. Ünlüler bir Evcil Hayvan Vakfı (Pet Trust) kuruyor. Bir avukat veya güvenilir bir yönetici, parayı kontrol ediyor ve bakıcıya sadece hayvanın faturaları ve ihtiyaçları için ödeme yapıyor. Yani hayvan ölürse, kalan para genellikle hayır kurumlarına devrediliyor. Diğer yanda ise Daniel Craig ve Jackie Chan gibi isimler, çocuklarının çalışma hırsını kaybetmemesi için onlara miras bırakmayacağını; servetlerini vakıflara devredeceğini açıkladı. Jackie Chan’in su sözü durumu özetliyor: "Eğer yetenekliyse kendi parasını kazanabilir." Bill Gates ve Gordon Ramsay de çocuklarına sadece iyi bir eğitim ve başlangıç desteği verip, kalan milyarlarını yardım projelerine aktarmayı seçenlerden.
Batı’daki bu "egzantrik" vasiyetlerin aksine, Türkiye’de miras denince akla gelen duruş, toplumsal borcunu ödeyen sanatçılarımızdan geliyor. Onlar kan bağı yerine gönül bağını ve memleketin geleceğini seçtiler: Zeki Müren: Tüm mal varlığını Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı’na bağışlayarak binlerce gencin eğitimine destek oldu. Seyfi Dursunoğlu: Örnek bir duruşla, tüm birikimini çağdaş bir gelecek idealiyle Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bıraktı. Aziz Nesin: Kurduğu Nesin Vakfı ile tüm telif gelirlerini ve mal varlığını kimsesiz çocukların eğitimine ve barınmasına adadı. Türkan Saylan: Sadece kişisel servetini değil, kurduğu kurumlarla ömrünü eğitime ve sağlığa adayarak dev bir toplumsal dönüşüm mirası bıraktı.
Ancak bu isimler gibi planlı bir vasiyet hazırlamak bizde hâlâ çok yaygın bir tercih değil. Süreç genellikle çok daha geleneksel ve "otomatik" işler. Çok büyük bir servet yok ise vasiyetname hazırlamak akla bile gelmez. Kişi vefat ettiğinde bankadaki hesabı, evi veya arsası ne birikimi var ise yasal oranlara göre mirasçılara paylaştırılır ve konu kapanır. Miras, bizde şahsi bir tercihten ziyade, aile içinde kendiliğinden devredilen bir hak olarak görülür.
Gerek dünyadaki "hayvan mirasçılar" gerekse Türkiye’deki "eğitim neferleri" aslında bize aynı şeyi fısıldıyor: Servet, sadece ona sahip olanın değil, o servetin nasıl bir dünyaya hizmet edeceğinin de bir göstergesidir. Kimisi bir dostun sadakatini milyon dolarlarla ödüllendiriyor, kimisi bir ülkenin geleceğini inşa etmeyi seçiyor; kimisi ise "ben öldükten sonra ne yaparlarsa yapsınlar" diyerek kararı yasaların otomatik paylaşımına devrediyor.
Sahi, karar verme şansınız olsa sizin tercihiniz ne olurdu: Sadık bir dost mu, aydınlık bir gelecek mi, yoksa her şeyi akışına bırakmak mı?