Ping-Pong’un Serseri Dahisi: Marty Supreme
22 Ocak'ta Oscar adayları açıklanmadan önce izlediğim Marty Supreme, beni bir spor filminden çok daha ötesine taşıdı. Evet, filmin temelinde masa tenisi var, maç var, raket var, rekabet var. Ama sahne ilerledikçe anlatılan şeyin sadece masa tenisi değil, hayatta kalma mücadelesi olduğunu anlıyorsunuz. Film, masa tenisinin etrafinda dönüyor görünse de mesele kazanma hırsı, kaybetmeye tahammül edememe, hayata tutunma çabası ve kendini ispat etme mücadelesi üzerinde ilerliyor. Hikaye, masa tenisi efsanelerinden Marty Reisman’ın yaşamından esinlenilmiş ama birebir biyografisi gibi değil; biraz hırs, biraz hayatta kalma ve biraz Amerikan rüyası üzerine kurgulanmış. Film 1950’lerin New York’unda geçiyor. Timothée Chalamet’in canlandırdığı Marty; sokaklardan gelen, kuralları umursamayan ve de kazanmak için her şeyi göze alan genç, yetenekli bir masa tenisi oyuncusu. Marty için masa tenisi sadece bir spor değil; onun için hayata tutunma, sınıf atlama ve kendini kanıtlama aracı. Başarıya giden yolda insanın nelerden vazgeçebildiği, nelerle sınandığı filmde çok güzel anlatılıyor. Chalamet’in performansını çok beğendim. Fiziksel dönüşümü, beden dili çok iyi. Kendisi de New Yorklu olduğu için aksanda çok zorlanmadığına eminim. Yönetmeni Josh Safdie; kostüm, set tasarımı, hikaye ve müzik ile 1950’leri hissettirmekte çok güçlü. Filmde Gwyneth Paltrow da oynuyor. 1999 yılında Shakespeare in Love filmiyle En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını alan Paltrow, beş yıl aradan sonra tekrar bu film ile sinemaya dönüş yapmış oldu. Gerçek Marty Reisman’a gelecek olursak; 1940-1990 yılları arasında masa tenisi sporuna damgasını vurmuş, New York sokaklarında büyümüş, genç yaşta yeraltı bahis maçlarında oynamış, "ping-pong’un serseri dahisi" unvanını almış bir sporcu. 1952 yılında Japon sporcu Hiroji Satoh ile oynadığı maçta yenildi. Bu turnuva masa tenisi tarihinin dönüm noktası oldu zira burada Japon sporcu ilk kez süngerli raket kullandı. Marty’nin yenilgisi, masa tenisinde modern dönemin başlangıcı olarak kabul edilir. Marty Reisman, 2012 yılında 82 yaşında hayatını kaybetti. 60 yaşındayken genç rakiplere taş çıkartacak bir performansla şampiyonluk kazanmış olması; onun spora olan yeteneğini, hırsını ve kararlılığını açıkça göstermiştir. Marty Supreme filmi de bu ruhu beyaz perdeye çok güzel taşıyor. Masa tenisi bir oyun olmaktan çıkıp; karakterin hırsını ve hayat mücadelesini anlatan bir hikayeye dönüşüyor. Bu film ödül alır mı almaz mı sorusunun cevabını bilemem ama iki buçuk saat boyunca beni etkisi altına almayı başardı. Çünkü Marty Supreme, Oscar’da hangi dalda yarışırsa yarışsın, insanın içindeki kazanma arzusunu ve bunun bedellerini bize çok iyi anlatıyor