Bir annenin adalet yolunda duran kalbi
Anneler Günü için yazacağım çok konu vardı önümde. Ama Nalan’ın hikâyesini duyunca hepsi bir yana ayrıldı.
Çok acı ama yazacağız.
Nalan Kaya’nın haberini okuyorum. İnsanın boğazına bir yumru oturuyor.
Düşünüyorum.
Bir anne, yıllarca zihinsel engelli kızını büyütüyor. Üzerine titriyor. Elinden geleni değil, elinden gelmeyeni de yapmaya çalışıyor tek başına. Hem geçimini sağlamak için bakkal dükkânını işletiyor hem de kızını hayattan, kötülükten, hoyrat bakışlardan, incitici sözlerden, dünyanın acımasızlığından korumaya uğraşıyor.
Gecesini gündüzüne katıyor.
Çalışıyor.
Ayakta kalıyor.
Hem anne oluyor hem siper.
Sonra bir gün, o kızının cinsel istismara uğradığını öğreniyor.
İnsan bunu yazarken bile zorlanıyor. Bir annenin bunu duyması nasıl bir yıkımdır? O an insanın başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi olur. Dünya durur. Nefes kesilir. Kelimeler boğazda düğümlenir.
Nalan Kaya susmuyor.
Kızının kolundan tuttuğu gibi adalet kapısına gidiyor. Şikâyetçi oluyor. Bildiğini, duyduğunu, yaşadığı acıyı anlatmaya çalışıyor.
Ama işte orada, o ifade sürecinde, o ağır yükün altında bedeni daha fazla dayanamıyor. Fenalaşıyor. Hastaneye kaldırılıyor. Tansiyonu yükseliyor, kalp krizi geçiriyor ve kaldırıldığı hastanede can veriyor.
Kızının uğradığı kötülüğü anlatmaya giden bir anne, kızına adalet ararken hayattan kopuyor.
Düşünebiliyor musunuz?
Bir kadın, engelli kızının başına geleni polise anlatmak zorunda kalıyor. Bir yanda kızının acısı, bir yanda öfke, bir yanda korku, bir yanda adalet beklentisi. İnsan hangi kelimeyle tarif eder bunu?
Heyecan mı?
Öfke mi?
Kahır mı?
Yıkım mı?
Hiçbiri yetmez.
Çünkü burada sadece bir annenin ölümü yok. Burada bir kız çocuğunun, bir engelli bireyin, bir ailenin, bir ilçenin, aslında hepimizin vicdanına bırakılmış ağır bir soru var.
Biz, en kırılgan olanı koruyabiliyor muyuz?
Bir engelli kadının güvenliği kime emanet?
Bir anne, kızının başına geleni anlatırken neden bu kadar yalnız kalır?
Şavşat’ta yaşanan bu olayda şüpheli yakalandı, tutuklandı. Hukuki süreç işleyecek. Dosya mahkemeye gidecek. Belki ifadeler alınacak, raporlar hazırlanacak, karar verilecek.
Ama Nalan Kaya geri gelmeyecek.
O dağ gibi yüreğiyle kızını yaşatmaya çalışan o anne artık yok.
Anneler Günü yaklaşıyor.
Herkes annesine çiçek alacak. Sosyal medyada fotoğraflar paylaşılacak. Güzel cümleler kurulacak. “Annelerimiz baş tacımız” denilecek. Elbette denilsin. Ama bu yıl, bu ülkede bir annenin adı da Nalan Kaya olarak hatırlansın.
Çünkü o, kızını korumaya çalışırken öldü.
Çünkü o, adalet ararken öldü.
Çünkü o, bir annenin yüreğinin ne kadar büyük, bir bedenin ise ne kadar kırılgan olduğunu bize bir kez daha gösterdi.
Annelerin günü gerçekten kutlu olacaksa, önce kız çocukları, kadınlar, engelliler ve korunmaya muhtaç herkes güven içinde yaşayabilmeli.
Yoksa geriye sadece eksik bir cümle kalıyor:
Annelerin günü kutlu olsun diyemiyorum. Çünkü Nalan Kaya’nınki kutlu olmadı.