Sandıkta alınan oy, masada değiştirilemez
Siyasette parti değiştirmek elbette mümkündür. Hiç kimse ömür boyu aynı partide kalmaya mahkûm değildir. İnsan değişir, düşünce değişir, siyasi şartlar değişir. Ancak mesele yalnızca bir siyasetçinin rozet değiştirmesi değildir. Mesele, o rozeti hangi oylarla aldığı, hangi seçmene söz verdiği ve o seçmenin iradesini nereye taşıdığıdır.
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun CHP’den ayrılıp AK Parti’ye geçmesi nasıl siyasette büyük bir tartışma yarattıysa, benzer bir tartışma şimdi Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal üzerinden yaşanıyor.
Köksal, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP adayı olarak Afyonkarahisar Belediye Başkanı seçildi. Ancak sonrasında CHP’den istifa edip AK Parti’ye katılacağını açıkladı. Kendi açıklamasında bu kararın arkasında baskı, tehdit ya da soruşturma olmadığını söyledi. Bu açıklama elbette önemlidir. Fakat siyasi tartışmayı ortadan kaldırmaya yetmez.
Çünkü mesele yalnızca başkanın ne dediği değildir. Mesele, seçmenin neye oy verdiğidir.
Her seçimde bu tartışma yapılır. Bazıları “Seçmen kişiye oy verdi” der. Bazıları “Seçmen partiye oy verdi” diye itiraz eder. Gerçek ise çoğu zaman ikisinin ortasındadır. Seçmen hem adaya bakar hem partiye bakar. Adayın geçmişine, söylemine, partinin programına, ittifakına ve siyasi çizgisine göre karar verir.
Bu nedenle bir belediye başkanının, seçildikten sonra başka bir partiye geçmesi basit bir kişisel tercih olarak görülemez. Hele bu geçiş, seçildiği partinin tam karşısındaki siyasi hatta yapılıyorsa, mesele daha da büyür.
Aydın’da da Afyon’da da tartışmanın özü budur. CHP seçmeninin oyuyla seçilen bir belediye başkanı, görev süresi bitmeden AK Parti’ye geçtiğinde ya da geçeceğini açıkladığında, seçmen kendisini doğal olarak dışlanmış hisseder.
Hukuken belediye başkanının parti değiştirmesi görevini düşürmez. Başkan koltuğunda kalır, belediye yönetimi devam eder. Fakat siyasette her yasal olan şey, aynı zamanda meşru kabul edilmez.
Siyasi meşruiyet yalnızca kanun maddeleriyle ölçülmez. Seçmenin vicdanı, sandığın ruhu ve verilen söz de bu meşruiyetin parçasıdır.
Bir başkan, “Ben artık bu partide siyaset yapmak istemiyorum” diyebilir. Bu onun hakkıdır. Fakat o zaman şu soru da sorulur: “Bu kararı seçmene sormadan, o oyları başka bir partiye taşıma hakkınız var mı?”
İşte asıl mesele burada düğümleniyor.
Parti değişikliği muhalefetten muhalefete yapılsa bile tartışılır. Ancak geçiş iktidar partisine doğru olduğunda, tartışma daha ağır bir siyasi anlam kazanır.
Çünkü Türkiye’de belediyeler üzerinde soruşturmalar, denetimler, davalar, görevden almalar ve siyasi baskı iddiaları uzun süredir gündemde. Muhalefet belediyeleri hem hizmet üretmeye çalışıyor hem de yargı ve idari denetim süreçleriyle karşı karşıya kalıyor.
Böyle bir atmosferde bir belediye başkanının iktidar partisine geçmesi, ister istemez kamuoyunda farklı sorulara yol açıyor. Bu bir siyasi tercih midir, yoksa güç dengelerinin etkisiyle alınmış bir karar mıdır? Başkan gerçekten kendi iradesiyle mi hareket etmektedir, yoksa siyasi iklim mi bu sonucu üretmektedir?
Burcu Köksal, geçiş kararında baskı ya da tehdit olmadığını söylüyor. Bu açıklama kayda değerdir. Ancak seçmen açısından tartışma yine de bitmez. Çünkü seçmen, kendi oyunun seçimden sonra başka bir siyasi parti hanesine yazılmasını sorgular.
Bir belediye başkanı seçildiği partiden ayrılabilir. Partisinin politikalarını beğenmeyebilir. Genel merkezle sorun yaşayabilir. Yerel yönetimde önünün kesildiğini düşünebilir. Bunların tamamı siyasetin içinde yaşanabilecek durumlardır.
Fakat böyle bir kopuş yaşanıyorsa, en temiz yol halka gitmektir.
Başkan istifa eder, yeni siyasi kimliğiyle yeniden aday olur ve seçmenin kararını bekler. Seçmen “Ben seni partinden bağımsız destekliyorum” derse, başkan daha güçlü döner. Seçmen “Ben oyumu o parti kimliğiyle verdim” derse, sandık gereken cevabı verir.
Demokraside en sağlıklı hakem sandıktır. Siyasi tartışmayı bitirecek olan da rozet töreni değil, halkın yeniden vereceği karardır.
Belediye başkanlığı kişisel mülk değildir. Başkanlık makamı, sandıkta verilen yetkinin emanetidir. O emanetin sahibi siyasetçi değil, halktır.
Bugün Aydın’da yaşanan tartışma yarın Afyon’da yaşanır. Bugün CHP’den AK Parti’ye geçiş konuşulur, yarın başka bir yerde AK Parti’den başka bir partiye geçiş tartışılır. Bu mesele partiler üstüdür. Siyasi ahlak meselesidir.
Bir siyasetçi kendi yolunu değiştirebilir. Ancak seçmenin verdiği yetkiyi, seçmene sormadan başka bir siyasi hatta taşıması her zaman tartışma yaratır.
Siyasetçiler bazen bugünün güç dengelerine bakarak karar verir. Fakat halk, yalnızca bugünü değil, hafızasına kazınan süreci de izler. Kimin hangi sözle seçildiğini, hangi partiyle meydanlara çıktığını, hangi seçmenden oy istediğini ve sonra hangi siyasi yöne döndüğünü unutmaz.
Aydın’da da Afyon’da da seçmenin tepkisi bu yüzden önemlidir. Çünkü bu tepkiler yalnızca bir belediye başkanına yönelik değildir. Aynı zamanda siyasetin güvenilirliğine ilişkin daha büyük bir rahatsızlığın işaretidir.
Seçmen, kendisine danışılmadan yapılan siyasi manevraları kolay kolay affetmez. Bugün güçlü görünen bir hamle, yarın sandıkta ağır bir siyasi faturaya dönüşebilir.
Rozet değişebilir, parti değişebilir, siyasi hesap değişebilir. Ancak sandıkta verilen emanet değişmez.
Aydın’dan Afyon’a uzanan bu tartışma, Türkiye siyasetinin önüne aynı soruyu koyuyor: Seçmenin iradesi, seçimden sonra seçmene sorulmadan başka bir partiye taşınabilir mi?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bugünün belediye başkanlarını değil, yarının siyaset ahlakını da belirleyecek.
Siyasette herkes parti değiştirebilir. Ama kimse, seçmenin iradesini bavul gibi alıp başka bir partiye taşıyamaz. Asıl mesele budur. Sandıkta alınan oy, masada değiştirilemez.