Liselerde yükselen alarm
Bazen bir ülkenin asıl meselesi, yaşanan büyük faciada değil, son anda önlenen olayda saklıdır. Ben bu yazıyı tam da bu yüzden yazıyorum. Çünkü Kahramanmaraş’taki kanlı saldırının yaşandığı gün, Tarsus’ta da bir öğrencinin babasına ait silahla okula geldiği ortaya çıktı. O olay büyümeden engellendi belki ama asıl sarsıcı olan da buydu. Demek ki tehlike tek bir şehirde değil. Demek ki bu öfke, bu savrulma, bu silaha yönelme hali lise çağındaki gençlerin dünyasında giderek daha görünür hale geliyor.
Tarsus’taki olay, bir facianın eşiğinden dönüldüğünü gösterdi. Kahramanmaraş’ta ise bir ortaokul öğrencisinin çantasındaki silahlarla okulda ateş açtığı, 8’i öğrenci 1’i öğretmen olmak üzere 9 kişinin hayatını kaybettiği, 13 kişinin de yaralandığı açıklandı. Yani Tarsus’ta son anda önlenen tehlike, Kahramanmaraş’ta en ağır sonucu ile karşımıza çıktı. Şanlıurfa Siverek’te eski bir öğrencinin liseye silahlı saldırı düzenleyip çok sayıda kişiyi yaralamasının ardından gelen bu gelişmeler artık tek tek adli vakalar olarak geçiştirilemez. Bu tablo bize münferit olayları değil, büyüyen bir güvenlik ve ruh sağlığı krizini gösteriyor.
Beni en çok sarsan olaylardan biri ise öğretmen Fatma Nur Çelik’in kendi öğrencisinin saldırısıyla hayatını kaybetmesi oldu. Çünkü bu olayda yalnızca bir cinayet yoktu. Önceden görülen işaretler vardı. Dile getirilen kaygılar vardı. Bildirildiği söylenen psikolojik sorunlar, ciddiye alınmayan uyarılar, zamanında alınmayan tedbirler vardı. Bir öğretmeni toprağa veren şey sadece saldırganın elindeki silah değildir. Bazen asıl öldürücü olan, göz göre göre gelen tehlikeyi görmezden gelmektir.
Ben burada sadece daha fazla kapı dedektörü, daha fazla arama, daha fazla sert önlem konuşulmasından yana değilim. Elbette güvenlik önemli. Elbette okul çevresi korunmalı. Elbette silaha erişim çok daha sıkı denetlenmeli. Ama hepimiz biliyoruz ki bu mesele yalnızca bir asayiş başlığı değildir. Bu mesele aynı zamanda eğitim meselesidir, aile meselesidir, psikolojik takip meselesidir, rehberlik meselesidir, erken uyarı mekanizması meselesidir.
Bir dönem çok konuşulan okul polisi ya da okulun güvenlikten sorumlu irtibat görevlisi uygulamalarını bu yüzden önemsiyorum. Her okulun, doğrudan temas kurabildiği, okul yönetimini tanıyan, öğrenciyi tehdit oluşmadan önce izleyebilen bir güvenlik irtibatına sahip olması küçümsenecek bir şey değildi. Bu yaklaşım geliştirilmeli, güncellenmeli ve göstermelik olmaktan çıkarılmalıdır. Okulun kapısında sadece kriz anında beliren bir güç değil, risk işaretlerini önceden okuyabilen sürekli bir sistem kurulmalıdır.
Burada en kritik başlıklardan biri silaha erişimdir. Çocukların ve gençlerin evden, aileden, yakın çevreden silaha bu kadar kolay ulaşabilmesi artık başlı başına bir kamu güvenliği sorunudur. Çünkü mesele sadece tetiği kimin çektiği değildir. O silaha erişim nasıl sağlandı, kim fark etmedi, kim engellemedi, kim sorumluluk almadı; bunların da en az saldırı kadar konuşulması gerekir.
Tam da bu nedenle Amerika’daki Oxford High School örneğini çok önemli buluyorum. 15 yaşındaki Ethan Crumbley, Michigan’daki okulunda dört öğrenciyi öldürdü, başka öğrenci ve bir öğretmeni yaraladı. Fakat olay sadece saldırgan çocuk üzerinden okunmadı. Yapılan yargılama sonunda anne ve baba da, çocuğun silaha erişimine imkân sağladıkları ve açık uyarı işaretlerine rağmen gerekli adımları atmadıkları gerekçesiyle ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Bu karar, yalnızca Amerika için değil, bütün dünya için bir eşikti. Çünkü ilk kez hukuk çok açık bir cümle kurdu: Bir çocuk tek başına bu kadar büyük bir felakete yürümüyor; ihmali olan yetişkinler de hesap veriyor.
Türkiye’nin de artık bu tartışmayı ertelememesi gerekiyor. Bir genç okul çantasına silah koyabiliyorsa, bunun sorumluluğu sadece o gencin öfkesine bırakılamaz. Ailenin sorumluluğu vardır. Okul yönetiminin sorumluluğu vardır. Rehberlik sisteminin sorumluluğu vardır. Gerekli ihbarları zamanında değerlendirmeyenlerin sorumluluğu vardır. Ve elbette devletin, yani koruyucu mekanizmaları kurmakla yükümlü kurumların da sorumluluğu vardır.
Türkiye’de okul güvenliği, sadece giriş kapısına bir görevli koyma meselesi olmaktan çıkarılmalıdır. Her okul için çalışan bir erken uyarı sistemi kurulmalıdır. Sosyal medyadan gelen tehditler ciddiye alınmalıdır. Rehber öğretmen, sınıf öğretmeni, okul yönetimi, aile ve kolluk arasında gerçek zamanlı iletişim kurulmalıdır. Riskli öğrenciler damgalanmadan ama yakından izlenmelidir. Ailelere silah muhafazası konusunda açık ve ağır yükümlülükler getirilmelidir. Gerekirse, çocuğun erişebildiği silah nedeniyle aileye doğrudan cezai sorumluluk doğuran yeni düzenlemeler de tartışılmalıdır.
Çünkü bu mesele yalnızca okul güvenliği değildir.
Bu mesele, gençlerimizi zamanında duyup duymadığımız meselesidir.