Fatma öğretmenin çığlığı duyulmadı: Göz göre göre gelen okul cinayeti
İstanbul Çekmeköy’de Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan saldırıdan geriye, bir öğretmenin yarım kalan hayatı ve hepimizin boğazında düğümlenen aynı cümle kaldı: “Bu önlenebilirdi.”
Biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, okulda bıçaklı bir saldırıda yaşamını yitirdi. Aynı saldırıda bir öğretmen ve bir öğrenci de yaralandı. Saldırgan 17 yaşında bir öğrenci. Henüz nedeni netleşmeyen bir şiddet patlaması değil sadece bu; iddialara göre, bir yıl önce aynı okulda yaşanan bıçaklanma olayının ardından “Can güvenliğimiz yok, sıradaki biz olabiliriz” diye uyarmış, riskli gördüğü öğrencilerin adını kurulda dile getirmiş bir öğretmenin, bugün o riskin gerçeğe dönüşmesine tanıklık ediyoruz.
Çünkü bir okul, uyarıların kayda geçtiği, kaygıların dile getirildiği, riskin adının konduğu bir yerken; nasıl oluyor da aynı risk, bir yıl sonra kapıdan içeri bıçakla girebiliyor? Nasıl oluyor da bir öğretmen, “Sıradaki biz olabiliriz” dedikten sonra sıranın gerçekten kendisine gelmesine engel olacak bir mekanizma devreye girmiyor?
Bugün Adalet Bakanlığı “adli soruşturma başlatıldı” diyor. Millî Eğitim Bakanlığı “idari inceleme ve soruşturma başlatıldı, müfettiş görevlendirildi” açıklaması yapıyor. Bu cümleler elbette hukukun ve idarenin gereği. Ama kimseyi teselli etmiyor. Çünkü soruşturma, bir öğretmeni hayata döndürmüyor. Müfettiş, bir çocuğun annesini geri getirmiyor. “Sorumlular hesap verecek” ifadesi, okul koridorlarında “keşke” ile yankılanan sessizliği dağıtmıyor.
Okullarda şiddet bir “istisna” gibi ele alınıyor. Oysa öğretmenler, idareciler, rehberlik servisleri; çoğu zaman aynı gerilimi gün gün yaşıyor. Riskli öğrenciler, aile sorunları, akran zorbalığı, disiplin süreçleri, psikolojik destek ihtiyacı… Bunların hepsi biliniyor. Kayıt altına alındığı da oluyor. Fakat bilmek başka, önlem almak başka.
Bir öğrenci “riskli” görülüyorsa, bunun bir karşılığı olmak zorunda. Sadece disiplin defterine yazılan bir satır değil; okulun giriş-çıkış güvenliği, sınıf ve koridor gözetimi, rehberlik takibi, aileyle etkin çalışma, gerektiğinde kurumlar arası koordinasyon ve öğretmeni koruyan somut tedbirler… “Kurula bildirildi” denilen yer, aslında alarm zili çalınan yer olmalıydı. O zil çaldıysa ve kimse ayağa kalkmadıysa, bugün konuştuğumuz şey ihmaller zinciridir.
“Sadece yas tutmuyoruz, isyan ediyoruz” demenin bir yolu. Çünkü öğretmenler uzun süredir aynı şeyi söylüyor: Okul, güvenli bir çalışma alanı değil. Şiddetle karşı karşıya kalıyorlar, çoğu zaman yalnız bırakılıyorlar. “Şikâyet et, tutanak tut, soruşturma açılır” cümleleri, şiddet anında hiçbir işe yaramıyor. Güvenlik, kâğıt üstündeki prosedürle değil, olay yaşanmadan önce kurulan sistemle sağlanır.
Fatma Nur Çelik’in hayatına dair anlatılanlar da bu acıyı daha ağır kılıyor: Bir çocuğu vardı. Müzikle ilgileniyordu. Kendi sesiyle türküler söylüyordu. Bir öğretmenin sadece “görevli” değil, yaşayan bir insan olduğunu; sevdikleri, sorumlulukları, hayalleri olduğunu bir kez daha yüzümüze çarpıyor bu kayıp. Okulların kapısından içeri giren her öğretmen, akşam evine dönmeyi hak eder. Bu en temel hak, bir “talep” haline gelmişse, ortada büyük bir çürüme vardır.
O okulda bir yıl önceki bıçaklanma sonrası hangi önlemler alındı? Riskli görülen öğrenciler için hangi takip mekanizmaları işletildi? Okula kesici alet nasıl sokuldu? O gün, o saat, okulun güvenlik düzeni nasıldı? Öğretmenler kurulunda dile getirilen kaygılar kime iletildi, ne cevap verildi? İdare, ilçe, il, bakanlık hattında hangi basamak nerede koptu? Bunların hepsi açık açık yanıtlanmalı.
Ama bir şey daha var: Bu yanıtlar, sadece “suçlu kim” sorusunu karşılamak için değil; “bir daha nasıl olmaz” sorusu için verilmek zorunda. Yoksa her acıdan sonra aynı senaryoyu izleriz: Bir cenaze, bir açıklama, bir soruşturma, birkaç gün süren tartışma… Sonra başka bir okul, başka bir koridor, başka bir öğretmen.
Fatma öğretmen hayatta olmalıydı. Uyarıları dinlemeliydik. Öğretmeni korumalıydık. Ve bugün, bir öğretmenin ardından “keşke” demek yerine, yarın bir başka öğretmen için “iyi ki önledik” diyebileceğimiz bir düzeni kurmak zorundayız. Çünkü okul dediğimiz yer, çocukların öğrenme alanı olduğu kadar öğretmenlerin de yaşama alanıdır. Yaşamak, en temel güvencedir. Bu güvenceyi sağlayamıyorsak, hiçbir müfredatın, hiçbir yönetmeliğin, hiçbir açıklamanın anlamı kalmıyor.