Ukrayna’da inanılmaz soğukta bir savaşın hikâyesi
Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2025 yılı Ukrayna’daki siviller için 2022’den bu yana en ölümcül yıl olarak kayda geçti. 10 Ekim 2025 itibarıyla 14 binden fazla sivilin hayatını kaybettiği bu savaşta, saldırılar artık sadece askeri hedefleri değil; halkın elektriğini, suyunu ve ısınma sistemlerini de hedef alıyor. Yani bir ülkeyi ayakta tutan sivil hayatın omurgası kırılmak isteniyor. İşte bu karanlık tablonun ortasından geçen gün, büyük bir şirkette üst düzey yönetici olarak çalışan bir arkadaşım aradı. Şirket işleri nedeniyle uzun bir süredir Ukrayna’da olan arkadaşımla hal hatır sorduktan kısa bir süre sonra, sesi titreyerek “Resmen donuyoruz” dedi. Bir an duraksadım ve "Nasıl yani?" diye sordum. Kışın soğuk olması kadar normal ne olabilirdi ki? Meğer onun kastettiği, bizim burada anladığımız anlamda bir soğuk değilmiş. Biz de şu an oldukça soğuk bir bölgede yaşıyoruz; hatta bu yıl kış, diğer yıllara göre çok daha sert geçiyor. Ancak bizim şikayetlerimiz, kar ve soğuğun günlük rutinimizi bozmasından öteye gitmiyor; oysa biz istediğimiz an kaloriferi açabiliyoruz. Onun bahsettiği durum ise bambaşka. Şehrin yaşam damarları olan altyapı sistemleri vuruldukça hayat donuyor, sistemler çöktüğünde ise geriye sadece uçsuz bucaksız bir çaresizlik kalıyor. Arkadaşım içinde bulundukları durumu anlatırken, “Evin içinde nefesim buhar oluyor” dediğinde insanın dili düğümleniyor. O, nispeten şanslı; işi var, bağlantıları var, bir şekilde jeneratör bulup çözüm üretebilir. Ama Ukrayna’da herkes onun kadar şanslı değil. Bir yanda vurulmamak ayrı dert, öte yanda ısınamamak bambaşka bir sorun. Savaşın “cephe” dediğimiz çizgisi, çoktan şehirlerin kalbine, evlerin içine yayıldı. Bu saldırıların bıraktığı iz, bir binanın duvarında değil, bir ailenin buz kesmiş gecesinde kalıyor. Bir de işin psikolojik yükü var... “Biraz durulacak gibi oluyor” diyorsun, “Tamam, artık anlaşıyorlar” diye umutlanıyorsun; sonra gece yine sirenler, yine patlamalar ve yine kesintiler başlıyor. Her yeni saldırı sadece bir hattı koparmıyor, insanların geleceğe dair kurduğu hayalleri de kısaltıyor. Diplomasi masalarında açıklamalar yapıladursun, sahada gerçek şu: Isınma ve su gibi temel haklar hedefte kaldıkça, barış kelimesi kâğıt üzerinde kalıyor. Aslında insanların isteği çok basit: Bu acımasızlığın sona ermesi, ısınmanın yeniden “doğal” bir hak olması ve suyun musluktan akmasının artık bir haber değeri taşımaması. Çocukların geceleri siren sesiyle değil, huzurlu bir uykuyla büyümesi