Amerikan medyasının geçen hafta en çok tartıştığı konu, hiç kuşkusuz 60 Minutes’in ABD’den El Salvador’a gönderilen sınır dışı edilenlerin CECOT adlı yüksek güvenlikli hapishanede tutulmasını ele alan bölümünün son anda yayından çıkarılmasıydı. Bu tartışma, siyasetin ötesinde iki kadın gazetecinin aynı haber için nerede ayrıştığını göstermesi açısından öne çıktı. 60 Minutes muhabiri Sharyn Alfonsi haberi yayınlanabilir bulurken, CBS News baş editörü Bari Weiss daha tamamlanmış bir karşı görüş ve daha güçlü bir çerçeve olmadan yayın yapılmaması gerektiğini savundu.
Bu olayın asıl değeri, politik bir tartışmadan çok gazetecilik pratiğini çıplak biçimde göstermesinde yatıyor. Ama iki farklı gazetecilik eşiği. Biri yayınlanabilirlik eşiği. Diğeri en güçlü haliyle yayın eşiği. Sharyn Alfonsi ile Bari Weiss’in ayrıştığı nokta tam olarak burası.
Alfonsi’nin yaklaşımı, klasik haber üretim zincirinin mantığına dayanıyor. Haberin doğrulanması, editoryal kontrolden geçmesi, standart ve hukuk süreçlerinin tamamlanması, kurumun cevap hakkını sunması. Bu adımlar tamamlandıysa haber yayınlanır. Eğer muhatap konuşmuyorsa bu durum haberde açıkça belirtilir. Alfonsi’nin itirazı, “yanıt gelmedi” gerçeğinin yayın için yeterli olduğu fikrinde düğümleniyor. Ona göre karşı tarafın suskunluğu, haberi geciktiren değil haberde şeffaf biçimde gösterilen bir bilgi olmalı.
Weiss’in yaklaşımı ise “yeterli” ile “tam” arasındaki mesafeye odaklanıyor. Bir dosya teknik olarak yayınlanabilir olsa bile, eğer hedef daha büyük bir anlatı kurmaksa, eksik kalan bir katman haberi zayıflatabilir. Weiss’in çizgisi, bu tür yüksek etkili bir dosyada karşı görüşün sadece talep edilmesini değil, mümkünse daha güçlü biçimde kurulmasını istiyor. Burada karşı görüş kavramı kritik. Çünkü karşı görüş, yazılı bir açıklama veya “yorum yapmadılar” cümlesiyle sağlanabilir. Ama çıta, karar vericilerin kamerada konuşmasına kadar yükseltilirse, bu kez suskunluk fiilen yayın şartına dönüşebilir. Alfonsi’nin kaygısı da bu olasılık.
Tartışmayı büyüten ikinci nokta zamanlama. Bir yöneticinin revizyon istemesi olağandır. Ama revizyon talebi yayına çok kısa süre kala geldiğinde, içeride “kalite kontrol” olarak görülen şey dışarıda “müdahale” gibi algılanabilir. Bu yüzden kriz, haberin içeriğinden bağımsız olarak karar zincirinin ne kadar şeffaf ve tutarlı işletildiği sorusunu gündeme getirdi.
Üçüncü nokta güven. Muhabirin kurum içi mekanizmalar içinde itiraz etmesi normal sayılabilir. Ancak bu itirazın dışarı yansıması, tartışmayı “dosyanın niteliği”nden çıkarıp “kurum içi çatışma”ya dönüştürür. Burada ağır yargılardan önce kanıt gerekir. Kamuya yansıyan tabloda kesin olan, bir iç gerilimin görünür hale geldiğidir.
Tayfun Hopalı İstanbul’da doğdu. İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1981 yılında Günaydın Gazetesi’nde başladı. 1986’da Sabah Gazetesi’ne geçti.1994 yılında kuruluşunda yer aldığı atv televizyonunda haber müdürü olarak görev yaptı. 1996’da yeniden Sabah Gazetesi’ne döndü ve Sabah Haber Ajansı’nda genel müdür olarak çalıştı.Daha sonra kuruluş sürecinde bulunduğu Vatan Gazetesi’nde 19 yıl boyunca çalıştı; son olarak Vatan Gazetesi’nde yayın koordinatörü görevini yürüttü.Meslek hayatı boyunca hem yurt içinde hem yurt dışında çok sayıda saha ve krize ilişkin haber takibi yaptı. Somali iç savaşı, Güneydoğu’daki gelişmeler, Hac faciası, Yugoslavya iç savaşı, Romanya’da Çavuşesku’nun devrilmesi ve ABD’nin Irak işgali gibi önemli olayları sahada izledi.