Bu yazıyı yazarken, önce şunu not ediyorum: Bu dosyada konuştuğumuz şey yalnızca bir isim değil, bir süreç. İstanbul’da yürütülen uyuşturucu soruşturması kapsamında 34 işletmeye eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonların ardından 19 şüpheli gözaltına alındı. Sürecin devamında adliyeye sevk edilen 16 şüpheliden 12’si tutuklandı. Tutuklananlar arasında Buse İskenderoğlu’nun adı da yer aldı.
Bu haberin iki ayrı yüzü var. Birincisi, adli sürecin dili. Operasyon, arama, gözaltı, sevk, tutuklama. İkincisi ise bir insan hikayesi. Üstelik bu hikayenin en başında deprem var. Türkiye’de birçok ailenin hayatını ikiye bölen deprem, bazı çocuklukların üstünde yıllarca kalan bir gölge.
Depremle başlayan kırılma
Buse İskenderoğlu’nun hikayesini anlatırken en kritik ayrıntılardan biri 1999 Marmara Depremi. İskenderoğlu, Yalova’daki evlerinin depremde yıkıldığını, kendisi çok küçük olsa da büyürken bunun etkilerini ailesinde gördüğünü ifade etmişti. Deprem görüntülerinin kendisini çok etkilediğini, sarsıntı anlarında panik yaşayabildiğini ve bu yüzden depreme karşı çok hassas olduğunu da dile getirmişti.
Bu ayrıntı, bugünkü başlığın ötesinde bir arka plan kuruyor. Çünkü şöhret hikayeleri çoğu zaman parlak bir vitrin gibi anlatılır. Oysa bazı hayatlar daha en başında sarsılarak şekillenir. Deprem sonrası taşınma, yeniden düzen kurma ve tutunma çabası, yalnızca ev değiştirmek değildir; güven duygusunu da yeniden inşa etmektir.
Tac, görünürlük ve hızlanan hayat
2016’da birincilikle birlikte İskenderoğlu’nun adı geniş kitlelerce duyuldu. Bu dönem, görünürlüğün hızla büyüdüğü bir dönemdi. Podyumlar, çekimler, davetler, magazin gündemi ve sosyal çevre, genç yaşta hayatın temposunu artırır. Görünürlük arttıkça, insanın çevresi de büyür. Bu çevre bazen fırsat getirir, bazen de sınırların belirsizleştiği bir alana dönüşebilir.
Dosyanın konuşulan tarafı da tam burada başlıyor. Operasyonların eğlence mekanları ve oteller hattında yürütülmesi, soruşturmanın sosyal çevreye doğru genişlemesine yol açtı. Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey şudur: İddialar ve bağlantılar, deliller ve savunmalarla birlikte mahkemede netleşir. Bugün kamuoyunun gördüğü tablo, henüz sürecin başlığıdır.
Operasyonlarda neler öne çıktı
Paylaşılan bilgilere göre aramalarda bazı işletmelerde kokain, skunk ve likit esrar olduğu değerlendirilen maddeler ile çeşitli kullanım aparatları ele geçirildi. Bazı noktalarda ruhsatsız silah ve mühimmat bulunduğu bilgisi de yer aldı. Bu bulgular, soruşturmanın neden geniş bir çerçevede yürütüldüğünü anlatıyor.
Son söz
Bu haberin merkezinde genç bir kadının adı var. Ama ben bu isme bakarken, tek bir güne değil, yıllara yayılan bir çizgiye bakıyorum. Depremle başlayan bir kırılma, tacın getirdiği görünürlük, hızlanan bir çevre ve şimdi bir adli süreç. Bundan sonrası, yargının ortaya koyacağı deliller ve verilecek kararla şekillenecek.
Tayfun Hopalı İstanbul’da doğdu. İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1981 yılında Günaydın Gazetesi’nde başladı. 1986’da Sabah Gazetesi’ne geçti.1994 yılında kuruluşunda yer aldığı atv televizyonunda haber müdürü olarak görev yaptı. 1996’da yeniden Sabah Gazetesi’ne döndü ve Sabah Haber Ajansı’nda genel müdür olarak çalıştı.Daha sonra kuruluş sürecinde bulunduğu Vatan Gazetesi’nde 19 yıl boyunca çalıştı; son olarak Vatan Gazetesi’nde yayın koordinatörü görevini yürüttü.Meslek hayatı boyunca hem yurt içinde hem yurt dışında çok sayıda saha ve krize ilişkin haber takibi yaptı. Somali iç savaşı, Güneydoğu’daki gelişmeler, Hac faciası, Yugoslavya iç savaşı, Romanya’da Çavuşesku’nun devrilmesi ve ABD’nin Irak işgali gibi önemli olayları sahada izledi.