Zahmetten kaçtıkça yalnızlaşıyor muyuz?
Geçen gün telefonumu elime aldım. Bir arkadaşımı arayacaktım. Uzun zamandır konuşmamıştık. Özel bir sebep de yoktu; sadece “Nasılsın?” demek istedim. Ekrana baktım. Parmağım numaranın üstünde kaldı. Sonra aklıma şu soru geldi: “Şimdi arasam rahatsız olur mu?” Ama dürüst olmak gerekirse, asıl kaçtığım şey başka bir şeydi: Konuşmak, dinlemek, belki duygulanmak, belki de zaman ayırmak. Yani… biraz zahmet. İşte bu yüzden “zahmet, topluluğun bedelidir” sözü bu kadar konuşuluyor. Topluluk dediğimiz şey sadece güzel anları paylaşmak değildir. Bazen zor anlarda da birlikte kalabilmektir. Farklılıkları taşıyabilmek, yanlış anlaşılınca geri dönüp konuşabilmektir. Bir ara sosyal medyada huzurunu koru slogani ) çok yaygındı. “Hayır de”, “sınır koy”, “kendini seç” gibi sözler de öyle. Bunların kötü olduğunu söylemiyorum. Bazı ilişkiler gerçekten insana zarar verir. Böyle durumlarda sınır koymak şarttır. Zor olan her şeyden uzak dur. Zor konuşma çıkınca kaç. Küçük bir kırgınlık olunca geri çekil. Sonunda, sınır koymakla kaçmak birbirine karışır. Bugün hayat çok kolaylaştı. Bir şey istiyorsan sipariş veriyorsun. Beğenmediğini kapatıyorsun. Uymayanı engelleyebiliyorsun. Bu kolaylık güzel. Ama bir bedeli de var. Kolay olanı seçtikçe, zor olanı yapmak daha da zor geliyor. Birinin farklı fikrine katlanmak, bir arkadaşın derdini dinlemek, aile içinde bir meseleyi çözmeye çalışmak… bunlar “yük” gibi görünmeye başlıyor. Dijital dünyada da benzer bir durum var. Sosyal medya bize genelde bizimle aynı düşünen içerikler gösteriyor. Böyle olunca farklı fikir görmek zorlaşıyor. Farklı fikre tahammül etmek de. Bu durum en yakınımıza kadar geliyor. Aile toplantısına “yine tartışma olacak” diye gitmemek anlaşılır. Ama bunu hep yaparsan, bir süre sonra koparsın. Arkadaşın uzun uzun anlatınca “uğraşamam” demek anlaşılır. Ama bunu sürekli yaparsan, arkadaşlık biter. Flört ve ilişkilerde de benzer bir şey var. İnsanlar daha fazla “duygusal emek” istiyor. Daha açık iletişim, daha fazla sorumluluk… Bu iyi bir şey. Ama bazı insanlar bu emeği vermek istemiyor ya da yapamıyor. Böyle olunca bazıları “Yalnız olmak daha güvenli” demeye başlıyor. Burada denge önemli. Sınır koymak kötü değil. Zararlı ilişkilerden uzak durmak gerekebilir. Ama her zor duyguyu “toksik” diye etiketleyip ilişkiyi hemen bitirmek de bizi güçlendirmiyor. Tam tersine, daha kırılgan yapıyor. Çünkü hayatta herkes yüzde yüz uyumlu değil. Çoğu ilişki küçük sürtünmelerle yaşar. Hayatı kolaylaştırdıkça, birbirimize sabır göstermeyi zorlaştırdık. Şimdi yeniden öğrenmemiz gereken şey şu olabilir: Bağ kurmak biraz zahmet ister. Evet, bazen rahatsız edici ve zahmetli. Ama çoğu zaman buna değer.